Formula 1′in son yıllarında gördüğü en önemli yeteneklerden biri olan Lewis Hamilton, bu hafta yapılan Monaco GP’si ile birlikte farklı kişilerde farklı tepkilerin oluşmasına neden oldu. Onu sevenler ve yarışçı kimliğine hayran olanlar, bir şekilde onu haklı görecek sebepleri bulmakta imtina etmezlerken, aynı bonkörlüğü, onu sevmeyenler de, bir şekilde onu haksız görecek sebepleri bulmada göstermeyi başardılar. Çok zıt iki kutba ayrılmış gibi görünen Lewis Hamilton gerçeğinde, her iki kampta da bu duruma nasıl gelindiğini kavramak aslında her çok zor değil. Bunun için Monaco GP’sinden önce 2007 yılına gitmemiz gerekiyor.
Ron Dennis’in, küçüklüğünden beri kariyerine yatırım yaptığı ve planlanandan daha erken bir şekilde Formula 1′de koltuk verdiği Lewis Hamilton, çaylak sezonu 2007′de takım arkadaşı çifte dünya şampiyonu Fernando Alonso’yla dişe diş mücadele edip şampiyonluğu da son yarışta kaçırınca, tıpkı Jacques Villeneuve’da olduğu gibi kendine bir hayran kitlesi yaratmayı başardı. F1′deki ilk sezonunda, kendisinden çok çok deneyimli olan ve birçoklarınca F1′in en iyi pilotu olarak gösterilen Alonso’ya karşı önemli bir üstünlük kurması, F1′i az buçuk takip edenlerin bile ilgisini çekti. Dolayısıyla, Formula 1 izleyicisinden ziyade Lewis Hamilton izleyicisi olan bir kitle meydana geldi. Her etkinin, kendine eşit ve zıt yönlü bir tepki oluşturması hasebiyle, Lewis Hamilton’a karşı da benzer bir kitle oluştu. Bir taraf, mevcut birçok F1 pilotunda eksik olan yarışçı kimliği ve hırsını Hamilton’da bulmaktan çok çok memnunken, diğer taraf, Hamilton’ın, F1′e başlarken diğer iyi sürücülerin geçtiği dikenli yollardan geçmeyip doğruca McLaren gibi hızlı bir takımda yer almasının onun gerçek hızını görmemize engel olduğu ve Villeneuve gibi tek atımlık barutu olduğu yönünde hemfikirdi.
Açıkçası kısa Hamilton tarihinin bize öğrettiği bir şey var ki, o da İngiliz pilotun asla ve asla tek atımlık bir barut olmadığıdır. 2009 yılında, gridin büyük bölümünden daha yavaş olan bir araçla da kalitesini ve hızını göstermeyi başararak bir anlamda, ikinci grubun tezini çürütecek önemli kanıtları biz Formula 1 severlere sunmayı başardı. Keşke Hamilton’la ilgili hikâye burada bitseydi ve biz onu, Formula 1′in görüp göreceği belki de en büyük pilotlardan biri olarak hatırlayabilseydik. Ne yazık ki Hamilton’ın başarı öyküsü, onu tartışmalı birçok konunun içine de sürüklemeyi belki de zorunlu kıldı. Birçok başarılı pilot da olduğu gibi.
Hamilton’la ilgili olarak aklıma ilk gelen “tartışmalı” konu 2007 Macaristan GP’sidir. Sıralama turlarında Fernando Alonso’nun onu engellemesi ve bu sebeple Q3′te son turu atamayıp polü Alonso’ya kaptırması, hâlâ gün gibi aklımda. Alonso’nun bu kez sınırı aştığını düşünmüş ve aynı yıl Monaco’da yaşananlardan sonra Hamilton’ın, ikinci kez haksızlığa uğradığını sanmıştım. Ancak daha sonra, Alonso’nun bu hareketinin, aslında Hamilton’ın bir takım emrine uymamasından kaynaklandığını öğrendiğimde, onunla ilgili de ilk şüphelerim oluşmaya başladı: Hamilton, göründüğü ve kendini göstermeye çalıştığı gibi dürüst biri değil miydi yoksa? McLaren, o sezon Hamilton’ın şampiyonluk için savaş veremeyeceğini düşündüğü için (belki), Monaco GP’sinde Alonso’nun kazanması için takım taktiğini değiştirmiş ve belki de Hamilton’ın, o yarışı kazanmasını engellemişti. Ancak daha sonra Kanada ve ABD GP’leriyle birlikte Hamilton liderliğe yerleşince, rüzgâr birdenbire İngiliz takımın İngiliz sürücüsü Hamilton’a dönmüştü. Macaristan GP’sinin sıralama turlarında Hamilton’ın, takım emrine uymamasındaki alt metin de, Hamilton’ın şampiyonluğa tamamen inanmış olmasıydı. Daha sonra casusluk skandalına kadar uzanan ve son yarışta Alonso’nun, McLaren’in eşit davranmayabileceğine dair şüpheleri nedeniyle FiA’nin McLaren’e bir gözlemci atamasına kadar varan süreçte Hamilton, yavaş yavaş kendi takımını kurmaya başladı. Bu özgüven, Hamilton’ın en büyük kazancı olurken, aynı zamanda onu hırpalayan en önemli zayıf noktası da olmaya adaydı.
Dünya şampiyonluğunu son turun son metrelerinde kazandığı 2008 sezonunda, Hamilton’la diğer sürücüler arasında bazı sürtüşmeler ve laf atışmalar çıkmaya başladı. Geriden başladığı Monza GP’sindeki sürüşü, birçok sürücü tarafından çok sıkı bir şekilde eleştirilen Hamilton, Çin GP’sinin basın toplantısında koltuğunda büyük bir yalnızlıkla oturuyor ve bunların hiçbirini kabul etmiyordu. Aynı yıl Belçika’daki yarışta, Kimi’nin onu yenecek kadar taşaklı olmadığını söylüyor ve Kubica, onun bunu söylediğine inanamayıp, “Gerçekten böyle mi dedi? Biz sürücülerin birbirimize saygısı olması gerek,” diyordu. Lewis Hamilton’ın, pist üstündeyken yenilgiyi asla kabul etmeyen tarzı ve daima en iyi olduğunu ispatlama arzusu, onu sevenler tarafından onun baş tacı edilmesini sağlarken, bir taraftan da Raikkonen’in F1′den ayrılmasıyla yıldız eksikliği yaşayan Formula 1′in yıldızlı tercihi hâline geldi. Formula 1 izlemeye, Lewis Hamilton’dan sonra başlayanların sayısının asla ve asla gözardı edilemeyecek kadar yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir proje olarak yetiştirilen Lewis Hamilton, bu payeyi sonuna kadar hak edecek yarışçı kabiliyetine elbette sahip, ancak özgüvenden megalomaniye varan tavrı, ona olmayacak şeyler yaptırıp/söyletiyor ve bu da Hamilton’ı, sürekli özür dileyen/hatalarından ders aldığını dile getiren pilotlardan biri hâline getiriyor.
Hamilton’ın kariyerindeki belki de en düşük nokta, şampiyonluğu kazandıktan sonraki sezon, hızlı bir araca sahip olmadığını fark ettiği 2009 yılının ilk yarışı oldu. Beklenmedik podyum sonucunu elden kaçırmamak için, Dave Ryan’ın yönlendirmesiyle hakemlere yalan söylemesi ve ardından sesinin titrediği bir basın toplantısında herkesten özür dilemesi, kısa kariyerinde yaşadığı en derin utançtı. Körü körüne ona hayran olan taraftarları, özür dilediği için onun ne kadar büyük bir iş başardığından dem vururken, neden yalan söylediği üzerinden düşünmeye fazla vakit harcamadılar. Diğer tarafta ondan nefret edenler ise, onun sadece yalan söylemiş olduğu gerçeğine odaklanıp, bir takım oyuncusu olmak gayretiyle yalana boğun eğmek zorunda kaldığı gerçeğini görmek istemediler. Her iki bakış açısı da, hem Hamilton hem adalet açısından oldukça sağlıksız bir yere götürdü onları. Hamilton da bu büyük enerjinin arasında kaldıkça sıkıştı ve yaptığı her hatadan sonra özür dileyerek bundan sıyrılabiliyor olmasını, kötü bir kalkan olarak kullandı. Arkasındaki büyük taraftar ve medya desteğiyle, yeni bir Senna üretilmesine duyulan müthiş özlemin onda yansıma bulmasıyla, pist üzerindeki en iyi pilot olduğu konusunda tartışmasız bir inanca kapıldı. 2011 Monaco GP’sine kadar uzanan bu süreçte Hamilton’ın özgüveni, narsistik bir paydada vücut buldu: Artık sadece o vardı ve birisi onu geçiyorsa, bunun sebebi sadece ve sadece arabasının yeteri kadar hızlı olmamasıydı.
2009 yılıyla başlayan bu inanç, Hamilton’ın birçok kez, “Ben elimden geleni yaptım, ama bu arabayla bu kadar,” söylemine yaslanmasına sebep oldu. Her yarış sonrasında otomatik bir PR robotu olarak, takımın “fantastik” bir iş çıkardığını söylemesinin yanı sıra, kendisinin tek ve mutlak gerçek olduğuna dair yaptığı göndermeler, ben eminim McLaren takımını oluşturan personeli olumsuz bir şekilde etkilemiştir. 2010 sezonu boyunca, sürekli ve sürekli Red Bull’un ne kadar hızlı olduğuna dair yaptığı göndermeler, bu anlamda değerlendirildiğinde sadece McLaren takımına karşı yapılan üstü örtük bir suçlama değil, aynı zamanda rakibinin emeği ve hızına da yapılan bir hakaret olarak algılanabilir zira aynı Hamilton, F1 kariyerine küçük bir takımda stajyer olarak başlayıp merdivenleri sırayla çıkan Senna, Schumacher, Hakkinen, Alonso, Raikkonen ve Vettel’in aksine doğrudan, gridin en iyi motoruna ve dayanıklılığına sahip bir takımda başlamanın avantajını kullandı. Ama bu durum, Hamilton’ın başarısı ya da yeteneğiyle doğrudan ilgisinin olmadığı gibi, onun suçu da değil; tıpkı Red Bull’un hızlı bir araç olmasının, Vettel’in bir suçu olmaması gibi. Bir önceki hafta İspanya GP’si tamamlandığında, podyuma çıkmadan önce sürücülerin su içip hazırlandıkları odada yarışı tartışırlarken, Hamilton’ın çıkıp Vettel’e, “Acayip bir yere basma gücünüz var,” demesinin, o anda yarış kazanmış meslektaşının başarısını bu denli küçültmesi, ne yakışıklı bir hareket ne de âdil bir hareket. Bir terslik olsaydı da yarışı Hamilton kazansaydı ve Vettel çıkıp, “Senin aracın da sert lastiklerle daha hızlıydı,” deseydi ne farkı olurdu? Hamilton ne hissederdi? Formula 1′i hepimiz biliyoruz. İyi bir aracınız yoksa, yarış kazanmanız mümkün değil. Peki, Red Bull’un son üç sezondur en hızlı araç olduğunu artık voleybol izleyicisinin bile bildiği şu ortamda, Hamilton’ın neredeyse her yarışta Red Bull’un avantajından bahsetmesinin anlamı ne? Monaco GP’sinin sıralama turları sonrasında Hamilton’ın verdiği şu röportaja bakın:
Burada sollama yapamıyorsunuz, elimden geleni yapacağım. Pes etmeyeceğim, ama yarışı kazanma şansım yok. Sebastian elini kolunu sallayarak kazanacak, ama işte yarış bu.
Buradaki rahatsızlığı görebiliyor musunuz? Hamilton, kendisinin kazanma şansı yoksa başka birisinin Vettel’i tehdit edebileceğini düşünmüyor bile (ki yarış, bu düşüncesinde ne kadar yanıldığını da ortaya koydu)! Takım arkadaşına ya da diğer pilotlara yaptığı bu saygısız çıkış, bu kendinden başkasını görmeyen yüce dağ retoriği, yarıştan önce, “Vettel’le sadece ben baş edebiliyorum ve bunu da onun sahip olduğundan daha yavaş bir araçla yapıyorum,” söyleminde de kendini hissettiriyor. Tüyünü de, yarışta yaptıkları ve yarıştan sonra söyledikleriyle koyuyor. Ne yazık ki benim için de Hamilton efsanesi(!) bu noktada bitiyor. Hakemlerin kendisini sürekli olarak cezalandırmasına yönelik yaptığı aptal ırkçı şakayı, çocukluğuna ve şiştikçe şişen Amerikalı tavrına bağlıyorum. Dolayısıyla, çok önemli bir mesele olsa da, diğer söylediklerinin yanında esamesini bile okuyamıyorum. Yan yana yarıştığı ve aynı ölüme aynı meydanı okuyan meslektaşlarına karşı takındığı bu megalomanik ve tepeden bakmacı tavır, diğerinin yanında devede kulak kalıyor. Haksız olduğu kadar yersiz de. Leows virajında Massa’ya yaptığı ataktan sonra, telsizden doğrudan Massa’yı suçlayıcı sözler etmesi, yarış sonrasında, “Bu sürücüler kesinlikle rezalet, aptalca,” derken ne yaptığının farkında bile olmaması, sonra da Twitter hesabından ucuz bir özürle olayı geçiştirip, sözlerini -sözde- geri alması, Hamilton’ın şu âna kadar pist üzerinde yaptığı her şeyi benim gözümde silmesine yetti de arttı bile.
Her yaptığı saçmalıktan sonra özür dilemeyi kendine âdet edinen Hamilton, ne yazık ki taraftarlarının ona körü körüne bağlanmaları nedeniyle belki ne yaptığının gerçekten farkına varamıyor. Futboldan devşirdiğimiz bu fanatiklik heyecanı, ne yazık ki gözleri kör ediyor ve adaletle nesnelliği bir fiskeyle deviriveriyor. “Özür diledi işte, daha ne yapsın!” düzleminde hâlâ onu savunmaya çalışan insanların, özür denilen makamın, aslında bir pişmanlık olduğunu ve o eyleme bir daha yeltenmeyeceğinin sözü olarak başvurulduğunu anlamaları gerekiyor. Bu kadar çok özür dileyen bir insan, aslında gerçekten özür dilemiyor demektir. Hamilton bir prosedürü uyguluyor. Dolayısıyla bu saygısızlık, ondaki bu narsizm zırhının bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Özür, onun için siyasi bir doğruculuk, bir politik gereklilik. Senna’nın, arabasından atlayıp, kaza yapan sürücüye yardım edişi ya da sürücü toplantılarında aktif bir şekilde güvenlik için yaptığı mücadeleler, hakkını arayan kimliğinin yanında Hamilton’ın bu ucuz ve imal edilmiş megalomanisinin gözümde hiçbir değeri yok artık. Bu saatten sonra en iyi pilot olduğunu istediği kadar ispatlasın, onu güneş gözlüğünden görünmeyen bakışları ve ince sakalıyla, “Belki de siyahım diyedir!” derkenki sırıtışıyla hatırlayacağım. Bu öz beni daha çok ilgilendiriyor. Hamilton’da olmayan bir [s]öz.












Shagrathian
01/06/2011
Çok teşekkürler, her zamanki gibi isabetli bir yazı. Yalnız benim Lewis taraftarı olarak diyeceğim bir şeyler var.
Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum ama bu adam böyle potlar kırdıkça ya da daha doğrusu egosuna yenildikçe taraftarları daha zor duruma düşüyor gibi geliyor bana. Yukarıda sıraladıklarınızın savunulacak yanı yok, ben de hiçbirini hoş karşılaşmıyorum zaten. Ama bu adamın en önemli başarılarına tanıklık etmiş, yeri gelmiş başarısızlıklarında günlerce asık suratla gezmiş, başarılarında havalara sıçramış, gözyaşı dökmüş, şampiyonluğundan sonra aylarca suratında aptal bir gülümsemeyle gezmiş, hatta heyecandan o yarışı izleyememiş, yarışları onun sayesinde kalp çarpıntılarıyla seyreden biri olarak bir anda da silip atamıyor insan. Belki bunun adı kör fanatiklik, belki de tutku bilmiyorum. Ama şu an kendini düşürdüğü zor duruma sinirlensem bile yine de Twitter’dan destekleyici bir şeyler yazmak zorunda hissettim kendimi. Ha okudu mu, umurunda oldu mu? İşte onu bilemem.
Belki de bu hareketleri ona yakıştırmak istemiyorum. Çünkü biz onu yarışçılığıyla sevdik. Tam fanların gözünde imajını biraz iyileştirmişken hemen arkasından bir bomba geliyor. Neyse, öyle işte. O muhtemelen bir yerlerde gününü gün ediyor ama bu mesele benim bir haftadır kafamı kurcalıyor. Bana ne oluyorsa?
Neyse, üzücü. Gerçekten çok üzücü…
efBir
01/06/2011
Evet, onun için sevinen taraftarlar da eminim içten içe üzülüyorlardır. Bir yerinden savunmak isteyip savunacak bir şey bulamamak, sanırım onun taraftarlarını kahrediyordur, ama bu noktada işin içine nesnellik girince, zor durumda kalmazlar gibi geliyor. Kalmamalılar yani. Onda beğenmediği yönleri ilk önce onu sevenler söylerse, onun için daha faydalı olur aslında. “Ne olursa olsun” tavrı çok daha yaralayıcı.
mehmet
01/06/2011
http://www.youtube.com/watch?v=JYiNKYaviZI bence bu videoyu izleyip maldonado ve diğer geçişleri izleyip adamın nasıl bir geçiş yaptığını görebilirsiniz.Ama sizin için bitmiş birisini zaten geri getiremeyiz.
mehmet
01/06/2011
http://www.youtube.com/watch?v=PT-dJMBiZhQ bu da massa olayı kusura bakmayın bu olaylar yakın olduğu için yazdım zaten video bulmak istesem ilk yıllarından beri bulunur ama yakın zamanda eleştiri aldığı için ekledim.Siz o koltukta olsanız ve altınızda böyle bir hızlı araba olsa ne yapardınız.
efBir
01/06/2011
Maldonado kazasında Hamilton’ın bir suçu yok. Yarış kazası bana kalırsa. Hamilton, aynı virajda hem Schumacher’e hem Maldonado’ya aynı atağı yapıyor. Birinde bir şey olmazken diğerinde kaza oluyor.
Ama Massa’yı geçmeye çalıştığı yerde de, bunun nasıl yapılacağına dair iki örnek var aynı yarışta (Schumacher’in Hamilton’ı ve Rosberg’ü geçişi). Hamilton, ne yazık ki orada bu geçişi düzgün yapamıyor (tıpkı 2008′de Alonso’nun Heidfeld’e yaptığı >gibi).
Kaldı ki benim eleştirim bu noktalar değil. Onun hamlelerini dile getirmedim. Özellikle belirttiğim nokta, Hamilton’ın bu olaylar sonrasındaki tavrı. Canımı sıkan bu asıl.
diamantidis
01/06/2011
Sizin de bahsettiğiniz ikinci gruptan olduğunuz çok aşikar. Hamilton konusunda. Bugüne kadar itiraf edememişsiniz sadece kendinize.
Ayrıca şu satırları kaleme alan kişinin Schumacher taraftarı olması da oldukça ironik. Lewis Hamilton’ın karakteri üzerinden dürüstlük , saygı, benim gözümde bitti lafları sizden hele Schumacher’i destekleyen birinden duymak çok ilginç. Kusura bakmayın ama bir F1 pilotunu gözünüzde bitiren şey karakteri ise Schumacher’in adını ağzına alırken utanmanız gerekir.(1994 Adalaide, 1997 Jerez, 2006 Monaco ve şu anda sayabileceğim onca şey) Demek ki siz de yazınızda bahsettiğiniz 1. gruptasınız. (Schumacher taraftarı olarak) Ben bunu konuda sizi eleştiremem tabiki. Evet Hamilton’ın griddeki en iyi pilot olduğunu düşünüyorum ve yaklaşımını seviyorum, onu destekliyorum. Tıpkı sizin yıllar önce Schumacher’i desteklediğiniz ve onu en iyisi olarak gördüğünüz gibi.
efBir
01/06/2011
Hmmm. Acaba bu siteyi ne kadar zamandır takip ediyorsunuz. Tanıtım kısmına yazmasaydım, acaba kaç kişi anlayabilirdi benim yumuşak karnımın Schumacher olduğunu? Kaldı ki orada da taraftar kelimesini kullanmadım, “sürücü fanatikliği” yapmadığımı özellikle belirttim ve “resmi insanı” derken de bir sözcük oyunu yapmaya çalıştım zira Schumacher, benim 14 yaşımın getirdiği nostaljik bir öykünmedir sadece. 1,5 yıl kartingde yarışmış, kupalar kazanmış biri olarak, nostaljik bir öykünme. Bu kadar. Bu yazıda bahsettiğim ve sizin, anladığım kadarıyla biraz ıskaladığınız körü körünelikle beni bağdaştırmanız benim için haksızlık.
Furkan Turan
01/06/2011
Ben efbir’i çok uzun olmasa da bir süredir takip ediyorum. Her yazınızı ilk yayınlandığı gün okuyan birisi olarak söyleyebilirim ki ben bu sitede herhangi bir tarftarın ağzından yazılmış yazı göremiyorum.
Hatta bu yazıyı benim kendi yaptığım taraftarlık nedeniyle Vettel’i olduğundan daha azı olarak düşündüğümü görmemi sağladı.
Teşekkür ederim, bana daha güzel bir görüş açısı sağladığınız için.
efBir
01/06/2011
Çok sağ ol Furkan. Ben teşekkür ederim sana.
diamantidis
01/06/2011
Siteyi neredeyse ilk gününden itibaren takip ettiğimi söyleyebilirim. Hatta bilgi ve birikiminize olan saygımdan dolayı F1 ile ilgili her ortamda paylaştım sitenizi. Ben sizin yazılarınızda taraf olduğunuzu iddaa etmedim. Bana göre de bir pilotun karakterinin sizin gözünüzde onu bitiren şey olması haksızlık. Eğer olay bu ise Schumacher’e herhangi bir şekilde yakınlık duymanızın imkansızlığından bahsettim.
efBir
02/06/2011
Ben Formula 1′i ilk izlediğimde Schumacher ile Senna mücadelesi yeni yeni palazlanıyordu. Kovuğunu devretmek üzere olan usta gibi, Senna’nın yerine de Schumacher’i koymuştum. Bahsettiğim nostalji bundan kaynaklanıyor. Jerez ya da Monaco, tamamen denklem dışı.
Yalçın Pembecioğlu
02/06/2011
Selam Ali,
Yine güzel bir analiz çıkarmışsın. Hamilton’ın tavırlarının altında bir star olma arzusunun kendinibeğenmişliği de yatıyor sanırım. Süperstar bir sevgili ve süperstarların menejeri ile adını F1 sporuna kazıtmaktan ziyade, tüm dünyada bir şöhret olma arzusu olabilir asıl istediği. Cesaretini ve hırsını hep takdir ediyorum, fakat güvenlik aracı sollamaktan rakiplerini yarış dışı bırakmaya kadar sürekli hatalar yapıp sonra da tipik yaramaz ama şımartılmış oğlan çocuğu tavırlarıyla kendisine verilen uyarıları şikayet etmesini şaşkınlıkla izliyorum. Kendini F1′in son genç yıldızı olarak konumlandırmışken daha genç bir pilotun çıkıp üst üste 2 şampiyonluk almak üzere olması kafasında yaratmayı planladığı efsaneyi zedelediği için de tavırları gittikçe kontrolden çıkıyor olabilir. Yeteneği onu hala potansiyelşampiyonlar arasında tutuyor ama bunun ne kadar devam edeceğini bilemiyoru. Beckhamgillerin LA macerası gibi bir anda ABD topraklarında bir turnuvaya geçiş yaparsa ona da şaşırmam.
efBir
02/06/2011
Süperstar olma isteği tespitin çok yerinde Yalçın. Müzikle de ilgilenmek istiyorum, diyen bir Hamilton’ın, kendini markalaştırma çabasının bir yansıması olabilir. En genç şampiyon unvanını Vettel’e devrettikten sonra, dediğin gibi en genç çifte şampiyon unvanını da büyük ihtimalle onun alacak olması, Hamilton’ın dengelerini bozmuşa benziyor.
Yusuf Hitay
02/06/2011
enteresan ama bu sivrilikleri nedense sadece hamilton’da görmeniz şaşırtıcı. ayrıca “taşaklı” kelimesi yerine başka kelimeler kullanabilirdiniz.
bu megolaman duygular tüm formula 1 pilotlarının özünde var bence. alonso : ” schumacher’de kim” derken de böyle asabi ve saldırgan bir yazı yazmışmıydınız ? amerikan tarzına özenir veya özenmez, ince sakalı da bizi ilgilendirmez, beni yarış dışında nasıl biri olduğu da ilgilendirmez.
2009′da ki olay takımın aptallığıydı sadece, zaten o eleman takımdan uzaklaştırıldı bildiğim kadarıyla, yani takım hamilton’a yalan söylemesini emretti.
yarıştan sonra yaptığı açıklamalar ise gerçekten aptalcaydı, bana kalırsa massa ile hamilton arasında ciddi bir düşmanlık, ilerleyen yarışlarda bunun etkilerini daha fazla göreceğiz. Üstelik, yaşanan kazada hamilton kadar massa’da suçludur, rakibinin yanına kadar geldiğini gören massa birden direksiyonu bordürlere kadar kırıyor, ee nereden geçecek bu adam duvardan mı ? haliyle sarmaş dolaş şekilde geçiyorlar aynı virajı, buna benzer yüzlerde temas gördüm ancak ilk defa 2011 yılında bu şekilde ceza verildiğine şahit oldum, hemde aynı gün iki pilota. bazı geçişleri örnek vermişsiniz bir yorumunuzda, o geçişleri tekrar izleyin geçilen pilot virajı nereden alıp rakibine ne kadar yer bırakmış ? bana göre yarış kazaysıydı ancak olan oldu artık.
ayrıca kendi takımını fia’ya şikayet eden, casusluk olayını şapkadan çıkaran, takım arkadaşı ilk sırayı alacak diye garajın önüne park eden, 2008 sezonunda renault’dayken “massa’nın şampiyon olması için herşeyi yapıcam” diyebilen, şampiyon olduğunda 7 dünya şampiyonluğu olan biri için ” sucu mahir’de kim ulan ” diye haykıran, kazanamadığı yarışların TAMAMINDA sadece ve sadece araca suç bulan, kendi yaptığı hataları asla ve asla dile getirmeyen( geçen yıl :monaco kaza, çin erken start, ingiltere illegal geçiş) Fernando Alonso ile ilgili bir yazı hazırlamanızı temenni ederim.
Soner
02/06/2011
Yazınız için teşekkürler, elinize sağlık. Sitenizi uzun zamandır takip edenlerden biriyim, bütün paylaşımlarınızı noktası virgülüne okumaktan keyif aldığımı, Formula 1 konusunda ki bilgi ve birikiminize hayran olduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim. Monaco Gp sini değerlendirirken Hamilton için ayrı bi paragraf açacağınızı, bende yaptığım yorumda yazınızın fazla acıtıcı olmaması dileğimi gülümseyerek belirtmiştim. Öteden beri Lewis Hamilton’u sevmediğinizi biliyorum. Tabii ki bu konuda düşüncelerinize saygı duyuyorum, sizi eleştirmenin haddim olmadığını öncelikle söylemem gerekiyor. Yazınıza gelince, yazının birkaç yerinde Hamilton’un iyi bir pilot olduğu gerçeğini vurgulamakla birlikte Monaco’da yaşanan son olaylardan sonra Twitter hesabından ucuz bir özürle geçiştirmesinin Hamilton’ın şu âna kadar pist üzerinde yaptığı her şeyin sizin gözünüzde silinmesine yettiğini yazmışsınız. Lewis’in kişilik yapısının sizi böyle bir düşünceye itmesini biraz haksızca bulduğumu ve ister istemez biraz hissi davrandığınızı düşünüyorum. Bir Formula 1 sever olarak ben pist üstünde kora kor mücadelenin olduğu, müthiş geçişlerin yaşandığı, heyecan ve adrenalin tavan yaptığı yarışlar izlemek istiyorum. Lewis’te bunu yaşatacak ender birkaç pilottan biri. Yanlış anlaşılmasın lütfen körü körüne fanatiklik yapmak istemem, Lewis’in yaptığı hataları da tabii ki de savunacak durumda da değilim. Ama F1 hız demekse yarışların böyle pilotlara ihtiyacı var diye düşünüyorum. Tekrar teşekkür ederim. Saygılar!
efBir
02/06/2011
Benim bu siteyi açmamın sebebi, birlikte Formula 1 konuşacak birilerini bulmaktı. Dolayısıyla, estağfurullah Soner, had meselesi falan olur mu, memnun olurum eleştiriden de sohbetten de.
Hissi davranıp davranmadığım konusunda yeteri kadar objektif olamayabilirim, ama mantıklı düşündüğüm zaman da Hamilton’ın, artık bendeki primlerini doldurduğunu düşünüyorum. Lewis Hamilton’ın F1′de olmamasını istemiyorum zaten. Yarışların heyecanlı olmasında onun katkısı büyük, ama artık benim için “büyük” bir yarışçı olmayacak.
Örneğin Button ya da Raikkonen, belki onun kadar hızlı ve heyecanlı değiller, ama benim gözümde pırlantalar. Aradaki fark bu. Elbette, kaçınılmaz olarak, kişisel.
Soner
02/06/2011
Tekrar olacak ama tabi ki düşüncenize saygı duyuyorum. Duygu ve düşünceler elbette farklılık gösterecektir. Önemli olan insanların gereksiz bir şekilde birbirlerini kırıp üzmemesi. Yeni yazılarda ve güzel paylaşımlarda görüşmek üzere!
mjm54
02/06/2011
kesinlikle star olma konusunda yapılan bir pr çalışması bu… biliyorsunuz yeni bir menejer ile çalışmaya başladı, mclaren’e muhtac değilim ispatı için Horner ile gizli (?) görüşmesi, ferrari’de bile ona kapımız kapalı değil mesajı verilmesi… tamamen kariyer yönetimi parçaları bence, bu noktada kaskının Senna ile aynı renkleri taşıdığını, kendisini Senna Alonso’yu Prost olarak nitelendirdiğini de okumuştuk hatırlarsanız. gerçek bir yarışçının efsane kategorisine girebilmesi için yarış dışı zamanlarda da neler yaptığı irdelenir. schum bu anlamda ne kadar agresif olursa olsun efsane olmayı haketmiştir. vettel ve hamilton için bu açıdan bakarsak, vettel şu anda bile fark basmış durumda!
bu arada button ve webber bence sıradan bir sürücü olduğu olduğu halde altındaki araçların avantajlarını kullanıp bir yerlere gelebiliyorlarsa, geçen yıl alonso’nun yoktan var ettiği şansı için saygı göstermek gerekiyor. schum ve alonso geçmişlerinden ders almışa benziyor, aynı şeyi lewis’ten göremiyoruz, bu noktada size katılmamak mümkün değil.
kariyer planlaması içinde sevilerek yükselmek yerine nefretten beslenerek büyüme yolunu seçmiş olabilir lewis. ama o zaman da özür dilememeli! hatta pistteki kadar dışarıda da agresifliğini sürdürmeli!
önümüzdeki sezon lewis-rbr (ve rosberg-mclaren ve perez-ferrari) birlikteliklerini görürsem hiç şaşırmayacağım! (kendini en tepede gören, en tepedeki aracı ister!)
McLaren-Mercedes
02/06/2011
Schumacher taraftarı olan birisinden böyle bir yazı görmek ne de ilginç değil mi. Acaba siz insanlara objektifliği öğretmeye çalışırken kendiniz objektifliğinizi kaybetmiş olmayasınız? Nedir bu Hamilton çekememezliği anlamadım gitti. Monaco da Schumacher Hamilton ı nasıl geçti kaza olmadan? Veyahut Lewis Schumacher i nasıl geçti? Her suçu atak yapanda arayan bi zihniyete sahibiz savunma yapanın hiç mi suçu yok? Monaco pisti bambaşka bir pist burada en az atak yapan pilot kadar atak yiyen pilotta dikkatli olmalı -yarış dışı kalmak istemiyorsa-. Monaco her şeyiyle özel olan bir pist bu yüzden diğer pistlerde ki kazalara olan yaklaşımlarla burda olan kazalara yaklaşamayız. Sizin objektifliğinize olan inancım bu yazı sonrası baya sarsıldı.
Kolay gelsin.
Mc
02/06/2011
Hamilton süper bir pilot. Agresif sürüş tarzını keyifle izliyor, kendisini çok beğeniyorum. Ancak yarıştan sonra yaptığı açıklamalar kendisine yakışmadı. Hatalarını kabullenecek olgunlukta hareket etmesini beklerdim.
Hamilton Monaco’dan önce Schumacher’i, sonra da Buemi’yle Algersuari’yi Vettel’e yardım etmekle suçlamıştı. Monaco’dan sonra da hakemlere karşı sert bir tavır aldı. Üstelik tüm bunlar yalnızca 1 hafta içerisinde gerçekleşti. Öyle Hamilton’ın tüm kariyerini irdelemeye gerek bile yok. Pistte kendisini beğendiğim kadar, pist dışındaki davranışlarını da yanlış buluyorum.
Ümit ediyorum ki bu hataları kendisinin şu an oldukça genç olmasının bir sonucudur ve vakit geçtikçe, olgunlaştıkça davranışları değişir.
Sinan Bozok
03/06/2011
Baştan sona harika bir yazı olmuş.Özellikle de yllardır “Altında iyi araç olmasa kazanamazdı,Sahte şampiyon,Hileci” gibi yakıştırmaları yapan kişiler kuyruklarına basılınca nasıl oluyormuş görmek çok güzel oldu.Yanlış anlama senin bu yazıyı o niyetle yazmadığını da çok iyi biliyorum.Özellikle yazınnın bi kısmında belirttiğin Lewis in Vettel e araç iyi yoksa kazanamaz gibisinden laflar savurması da çok ironik bir durum.Son olarak şunu da belirteyim pistte sürüşünü beğendiğim iki pilottan biri de Lewis Hamilton dur.Kendisini de bir gün kırmızı araç içerisinde görmeyi çok isterim.
murat aksoy
05/06/2011
Singapur 2008 için de bir yazı bekliyoruz Ali Bey! Veya Barnie amcanın tam da söylediği şekilde ”Ferrari’yi kolladık” açıklaması için de 1 yazı istiyoruz, kollanarak kaç yarış kazandı Ferrari 100 mü?
Ben buraya çok fazla makale konusu yazarım, hatta makale de yazarım ama kişisel infaz ve/veya aşağılama sistemim makale değil. Ne zamandır yarış yerine yarışanları (gerçekten yarışmaya çalışıp ta yarıştırışmayanları mı desek?) yazmaya başladınız acaba?
Hazır kişilik analizine başlamışken Abu Dhabi 2010 yarışındaki el kol hareketlerini de analiz etsenize mümkünse tam sayfa ve resimlerle desteklenmiş olsun.
efBir
05/06/2011
Bana bakın, keyfim ne istiyorsa onu yazarım. Köhne fanatikliğiniz umrumda bile değil. Kimsenin kıçını yalayacak, sırtını okşayacak falan da değilim. İnsanın bir dayanma sınırı var, zorlamayın. Baktınız ki burada düzen bu, bir daha girmezsiniz olur biter.
On kere anlattım, on kere söyledim, hâlâ ucuz kahramanlığın daniskası! İnsanda biraz izan olur yahu, bu nedir! Ne kadar meraklısınız birinin peşinden koşmaya, peygamber yaratmaya, tapmaya. Yeter yahu, futbol sahası değil bu, istemiyorum sizin gibi okuyucu. Daha nasıl açık olayım! Ben bu siteyi okuduğunu anlayanlarla konuşabilmek için açtım, tribün holiganlarına laf yetiştirmek için değil. Ne hâliniz varsa görün, umrumda değil. Burada düzen bu.
Ve sakın bana ne yapacağımı söylemeye kalkmayın.
murat aksoy
06/06/2011
Siz bu üslup yüzünden Hamilton’u yerden yere vuruyorsunuz ama kendinize gelince çekinmeden kullanıyorsunuz?
Şimdi bu nedenle Hamilton’u kötü ilan ettiniz peki sizi masum yapan ne olabilir acaba?
Neyse ki Hamilton’un bu tip durumlar için harika bir şakası var…
Yoksa onun siyah olması mı?
Mert
06/06/2011
Çek arabanı dostum, yaptığın sadece Senna’nın fotoğrafını kirletmek. Fanatikliğe gerek yok. Yazının ve amacın maksadını aşmaya başlamış. En çok uyuz olduğum şey ise sarı bir kask takanın kendini Senna sanması, Eğer gerçekten Senna hayranı isen yerine birini koymaya çalışma. 23 numara giyen futbolun Jordan’ı olduğunu ima eden popüler kültürün Palyaçosu Beckham’ın, Sarı kask takıp İdolünün Senna olduğunu söyleyip insanları biçen, yalancı ve küstah Lewisten bir farkı olmaması ne garip bi tesadüf. Elinizdeki yetenekle durmanız gereken noktayı bilmeden ne kadar gidebileceğinizi gerçekten merak ediyorum.
murat aksoy
07/06/2011
Sn.Mert, Fazla uzatmayacağım ama bilmeni isterim ki istediğim yere de park ederim. Eleştirmeyi biliyorsunuz ama eleştirilmek istemiyorsunuz. Buna ne denir? Bilemiyorum.
Hamilton babamın oğlu değil beni ilgilendiren yegane unsur McLaren pilotu olması. Fanatiklik yapan ben değilim. Karşı görüşe dahi tahammülü olmayan sizlersiniz. 10-20 yıllık kariyerlerinde yediği naneler fizana yol olmuş o kadar pilot varken neden sadece Hamilton gözünüze batıyor? Neyse ki Hamilton bir şekilde özür dilemeyi biliyor, yalandan bile olsa.. Bunu yapmayan çok pilot var ama siz görmezsiniz.
Saygılar, sevgiler.
Akay P.
05/06/2011
Hmmm korktum
Yazıyı keyifle okudum ama yorumlara gelince işin nasıl rayından çıkmaya başladığını gördüm. Hele son yoruma verdiğin yanıtı görünce acaba ses çıkarmasam mı diye düşünmedim değil
Pit kızlarının giyiminden pilotların davranışlarına kadar Formula 1′in her köşesinden tat alabilen biri olarak, yazını gayet objektif buldum ben.
F1 her ne kadar uluslararası bir organizasyon olsa da İngiliz zihniyetiyle yönetilir ve İngilizler de yıldız çıkarma projelerini her zaman sevmişlerdir.
Hamilton’ın da Beckham gibi bir proje olduğu biliniyordu. Bu rolü önceleri Button’a yüklemeye çalıştılar ama yürümedi, Hamilton aranan kan olarak çıktı ortaya.
Nitekim başarılı da oldu proje. Ancak insan odaklı projelerde bazen böyle hatalar olabiliyor. Hamilton marka olmaya çalışan bir genç pilot ve başlatacağı efsanenin Vettel tarafından baltalanması arada bir saçmalamasına, içindeki fırtınaları dışarı vurmasına neden olabiliyor.
İşler kötü giderse Hamilton’ın başka potlar da kıracağını tahmin ediyorum. Karakteriyle birlikte yaşının gençliği de önemli bir etken. Zamanla olgunlaşacaktır ama o zamana kadar bir miktar daha saçmalama potansiyeli var kendisinde.
Onur Ömer Öztürk
07/06/2011
Ali Bey, yazınızı daha önce diğer bir sitede görmüş ve okumuştum. Şimdi tekrar okuma gereğini hissettim ve buradaki yorumları da okudum. Üzerine söylenecek o kadar şey şey var ki, tabii yanlış anlaşılmasın, yazınızın değil, bu konunun üzerine söylenecek şeyler bunlar.
Diğer yazınızda da belittiğiniz gibi, futbolda görmeye alışık olduğumuz “fanatik” sesleri burada da duyuyoruz. Bir takımı desteklemekten öteye giden, o takıma fanatizm ile bağlanmış dar görüşlü kişilerin olmasını ve o görüşleri gözardı etmeye çalışmanızı, ben de yaşadığım için anlayabiliyor ve destekliyorum.
Dediğiniz gibi, burada F1 konusunda fikir beyan etmek ve karşılıklı fkir ortaya sunmak için bu sitenin varolduğunu belirttiğiniz için, şunları söylemek isterim;
Hamilton’ın İngiliz star yaratma projesi olduğuna katılmıyorum, yorumlarda yer almış. Hamilton öncelikle bir Ron Dennis projesidir ve uzunca bir süre boyunca aslında İngiliz basınında çokça önemli olmamıştır, ta ki F1′e gelene kadar. Söylediklerim tüm İngiliz milletini zan altında bıracak gibi düşünülmemeli, bazı görüşlerin toplum içindeki yaygınlığı ve genel kanıların nasıl meydana geldiğini belirtmek için bunları yazıyorum. ingiliz toplumunda “Holiganizm” diye bir kavramın olduğunu biliyoruz, kökleri ise çok farklı bir noktada yer alıyor. Kökenini inceledğimizde yerele olan bağlılık durumunu görüyoruz, bundandır ki, şehir takımlarının desteklendiğini ve holigan grupların olduğunu görüyoruz. Holigan çatışmalarında en etkili yön, nereli olma durumudur, ve diğer bir etken ise, İngiliz olup olmama durumu. İngiliz basınını ve bazı eserlerini takip ederseniz bu gerçek ortaya çıkmakta. Hatta kolayca bulabilieceğiniz bir çok İngiliz filminde bu konular anlatılmakta, Holiganizm konusunda yapılmış bir çok film var, “This is England” gibi filmler ise, İngiltere’deki faşist sokak çetelerinin varlığını ve halkın aslında bilinçaltında yatan faşizanlığını bize gösterir. II. Dünya savaşı öncesi İngiltere’de en büyük gücün Faşizm olması ve Churchill tarafından yasaklanışı, İngiliz toplumunun tarihi bilinçaltını bize aksettirmekte. Bugün bile, bir çok İngiliz otomobil dergi veya TV şovunda, İngiliz otomobillerinin ne kadar “mükemmel” olduğundan, belgesel kanallarında İngiliz mühendislerin ne kadar zeki olduğundan dem vurulması bunun bir göstergesi gibi adeta.
Bunları niye anlattığıma gelirse, Hamilton gibi birinin (sebebini burada söylememe gerek yok, zaten belli) İngiliz bir yıldız olarak ortaya atılması aslında kimsenin aklında yoktu ve olamazdı da. Button’ın F1′deki ilk yılını hatırlayanlar bilirler, Williams’a gelen ve geleceğin en büyük pilotu, Schumi’yi altedecek güce sahip olduğuna inanılıyordu. Button’ın bugün bu kadar olgun olma sebebi işte buydu, İngiliz Medyasının baskısını daima hissetmişti. Ama İngilizlerin planı suya düşmüştü, Button istenileni veremedi, ve takımdan gönderildi. Frank Williams şunu demişti; Button henüz genç, biraz olgunlaştıktan sonra bizimle beraber tekrar yarışacaktır. Ve o gün geldi ama bu sefer başka bir sorun gün yüzüne çıktı, Button Williams’a geri dönmek istemiyordu, başka bir takımla anlaşmıştı. İşin ilginci, iki takımla anlaşması vardı. Ve kıyamet koptu, herkes artık Button’ın güvenilmez olduğunu ve bir daha yarışamayacağını, hiç bir takımın onu istemeyeceğini söylüyordu, İngiliz Medyası Button’ı yerden yere vurdu. Başarısız bir projenin acısını Button’dan çıkardılar.
İngilizlerin hiç beklemediği bir sırada Hamilton adında bir genç çıktı ve çaylak yılında fırtında gibi esti, evet belki onların istediği gibi bir rengi yoktu, ama o resmi olarak bir İngilizdi ve çok hızlıydı. Basının ilgisini bir anda üzerine çekti. Ve Hamilton’ın eski halini bilenler, Hamilton’ın adım adım değişimini izlediler. Eskiden hırsı nedeniyle sürekli çalışan, agresif ama hata yapmaktan çekinen ve çok dikkatli kullanan bir pilot olan Hamilton, artık bir stardı, ve bunu kaldırmak onun için zordu. Basının desteğini aldığı için, herkesin sürekli onun arkasında olacağını düşünüyordu. Ve hatalar yaptı, ama o haklı olduğuna inandı, öyle olmadığını içten içe bilse bile, inandı, basın ve insanlar onun arkasında olacak sandı, ama yanıldı. Basın onun yanında olmadı, çünkü o hatalar olmamalıydı. Her defasında yanlız kaldığını anladığında özür diledi, aslında özür değildi söyledikleri, insanlar onun yanında olmadığı için onlara öfke kusuyordu. Her şartta kendisinin haklı olacağı gibi bir kanıya kapılmıştı başında. O bir süperstardı ve o ne yaparsa herkes onun doğruyu yaptığını düşünecek sandı.
Bir çok pilot F1′e geldiğinde ve özellikle ilk başarılarından sonra karşılaştıkları ilgi ile kendilerine çok güvenir ve hatalar yaparlar, çünkü kendilerini en büyük ve daima haklı zannederler. Ama kısa sürede bunun böyle olmadığını anlarlar ve kendilerini toparlarlar. Schumi’nin gençliğini hatırlayın, Alonso’nun gençliği nasıldı peki? Kimi içmeyi bırakmak zorunda kalmıştı hatta. Her pilotun değiştiği bir dönem vardır, Hamilton hala bu değişimi yaşamadı ve bu değişimi yaşamamış sporcuların çok kısa sürede yok olup gittikleri bir gerçektir. Beckham örneği gibi, Montoya örneği gibi…
Hamilton’ın hataları çok fazla, bir F1 pilotuna göre aşırı hata yapıyor. Ve bu şekilde kendini haklı göremeye devam ederse, onun da sonu yakındır. Montoya için de, Schumi’yi geçen pilot, çok yetenekli, çok agresif, diyorlardı, ama o bile nasıl yokolduğunu anlayamadı, aynısı Hamilton’a neden olmasın? Hamilton’ın artık mazereti kalmadı, oturup düşünmeli, ve kendini değiştirmeli