Ferrari’nin ve az da olsa Mercedes’in yeni araçlarını gördükten sonra, bugün de sırasıyla Lotus, Sauber ve Renault’nun 2011 otomobillerini görme fırsatımız oldu. Yarın da, özel bir lansman programı olmadan Williams, Toro Rosso, Red Bull ve Mercedes’in yeni araçları Valencia pistine çıkacak. Çıkar çıkmaz da testlere başlayacaklar. Ancak şu anda en önemli konu, Renault’nun, Formula 1′de çığır açacak bir teknolojiye sahip olup olmadığı. Valencia’da ve dünyanın her yerindeki Formula 1 tutkunlarının sordukları soru şu: Renault, R31′de egzoz beslemeli ön difüzör mü geliştirdi?
Valencia’da bugün tanıtımı yapılan R31, teknik direktör James Allison’ın betimlemesiyle “cesurun da cesuru” bir tasarıma sahip. Renault, sınırları sonuna kadar zorladığını ve egzoz konusunda çok önemli bir yenilik yaptığını söylüyor. Elbette ki bu yeniliğin ne olduğu şu anda söylenmiyor ancak, aracın kısa süreli tanıtımında tüm eğitimli gözlerin buluştuğu ortak bir soru var: Egzoz çıkışları nerede? Biliyorsunuz, geçen yıl Red Bull’un geliştirdiği egzoz beslemeli difüzör teknolojisiyle egzoz çıkışları, aracın yanından aracın altına doğru çekilmiş ve difüzöre sıcak hava üfleyecek konuma getirilmişti. Çift katmanlı difüzörlerin yasaklanmasıyla birlikte bu teknolojinin de devam ettirilip ettirilmeyeceği henüz bilinmiyordu ancak görünen o ki takımlar, egzoz beslemeli difüzör tekniğini, tek katmanlı difüzörde de devam ettirecekler. Burada ortaya çıkan durum, R31′de, gözle görülebilir egzoz çıkışlarının olmaması. Bu da, teknik gözleri, sidepod’un alt kısmında yeni bir ön difüzör olduğu ve egzozların da bu difüzörü beslediği sonucuna götürüyor. F1technical sitesinin forumlarında bir kullanıcı, Lotus Renault GP fabrikasında çalışan bir kaynaktan aldığını söylediği bilgiyi paylaşıyor ve gerçekten de Renault’nun, çığır açabilecek bu teknolojiyi geliştirdiğini söylüyor. Kopyalanması çok güç olacak bu teknolojinin, radyatörlerin yer aldığı sidepod’da aşırı ısınmaya yol açabileceğini ya da egzoz borularının uzamasıyla ekstra ağırlık cezası getireceğini söylemek mümkün. Şimdilik görünmeyen o ki, R31′in arkasında egzoz yok.
Diğer kısımlarda da Renault, oldukça agresif bir tasarıma yönelmiş. Hava girişleri, Ferrari ve McLaren’deki gibi U şeklinde ve oldukça küçük. Aracın renginin siyah olması, buradaki işçiliği tam olarak görmemizi engelliyor. Söylentilere göre bu hava girişlerinin ortasında bir ayırıcı var. Bilemiyoruz. Burun, Ferrari’nin uygulamaktan vazgeçtiği V şeklinde uzanıyor ve Ferrari’deki gibi havaya kalkık. Aracın arka süspansiyonları, nihayet Red Bull gibi “pull-rod” olarak tasarlanmış. Renault’nun difüzörünün de, Ferrari’ye oranla çok daha işlenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Testler başladığında elbette bambaşka şeyler de görebiliriz. Belki de bu ön difüzör kakofonisi, başka bir teknolojiyi gizlemek için ortaya atılan yemdir.
Bugün aracını ilk tanıtan takım olan Lotus, önceden duyurduğu gibi, TF128’in görüntülerini, önce sitelerindeki online dergide yayımladı. Yeni dünyanın yeni pazarlama hamlelerinden birine iyi bir örnek olan bu tavır, aynı zamanda maliyetler açısından da oldukça faydalı. Aracın adını TF11 olarak duyuran ancak bugün sürpriz bir şekilde araca TF128 adını verdiğini öğrendiğimiz Fernandes, bunun, Lotus geleneğini sürdürme isteklerinin bir parçası olduğunu söyledi. Dany Bahar’ın ve Proton’un Group Lotusu’yla aralarındaki yasal sürece yönelik bir adım olarak görebiliriz. Aracın, dergide yayımlanan fotoğrafları her ne kadar 3D bilgisayar grafiği olsa da bazı dikkat çekici özellikleri var. Örneğin, hava giriş kısmı ve devrilme koruyucu yapısı, yuvarlak olarak değil Mercedes W01’de gördüğümüz gibi prizmatik olarak tasarlanmış. Sidepod’lardaki soğutma kanallarında daha düzgün ve ağır bir işçilik görüyoruz. Teknik ekibin söylediğine bakarsak, süspansiyon anlamında da oldukça “devrimci” adımlar atmışlar. Dergide yayımlanan 3D grafiklerle fabrikadaki otomobil görüntüleri arasında bir parça fark olması, bu gördüğümüz TF128’in, gerçek TF128 olduğu konusunda şüphe duyabilirsiniz. Geçen yıl, Red Bull’un vites kutusunu kullanma konusundaki anlaşmalarından sonra Gascoyne, kaçınılmaz olarak Red Bull çizgisinde ilerleyeceklerini ve arka süspansiyonlarda “push-rod” değil, Red Bull gibi “pull-rod” kullanacaklarını söylemişti. Bu fotoğraflardan/resimlerden bunu net olarak göremesek de, Lotus’un “pull-rod” kervanına katılacağını öngörebiliriz. Cosworth’ten Renault motoruna geçen ve vites kutusunu Red Bull’dan alan Lotus, bu yıl, eski takımlarla arasındaki farkı biraz daha kapatabilir. Takımı dinlerseniz, ilk 7’yi hedefliyorlar. Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu Barcelona’daki testlerden sonra daha net görebileceğiz, ama bir şey çok net: Lotus, işini ciddiye almış.
Geçen yıl BMW’den satın alarak kurtardığı takımının, sezonun ilk yarısındaki performansıyla şok olan Peter Sauber, teknik direktör olarak James Key’i Force India’dan (ç)aldıktan sonra önemli bir gelişme kaydetmişti. Kobayashi ile sürekli olarak puana oynayan ve bazı yarışlarda (Valencia), enteresan stratejiler deneyerek ön sıralara tırmanan takım, sezon sonuna doğru dayanıklılığını da artırmış ve 2010’u olumlu bir havada kapatmıştı. Bugün tanıttıkları C30, 2011 sezonunda sürekli puana oynar mı bilinmez. Otomobil, sanıyorum ki çift katmanlı difüzör yasaklandıktan sonra 2011 araçlarında bir standart hâline gelen kalkık bir burna sahip. Dikkat çekici, agresif bir teknik ayrıntı görünmüyor. Takım da zaten, ilk testlere ne olduğunu bilmedikleri bir araçla gelmektense, Pirelli’nin denkleme dahil olmasıyla karmaşıklaşan senaryoda, ellerinde, ne olduğunu bildikleri bir aracın olmasını istediklerini söylüyor. Geliştirmeye müsait olduğu söylenen C30, C29’un iyi yanlarının geliştirilmesi, kötü yanlarının giderilmesiyle tasarlanmış. Sponsorların eksikliğini hissettiğimiz bu beyaz aracı, 2011 sezonunun en çaylak pilotları kullanacak. 21 yarışa katılmış Kobayashi ile çaylak Perez’in, C30 kaç kere bitiş çizgisine getirecekleri 2011’in önemli sorularından. Bu bitişlerin, kaçından puan alacakları da ayrı bir muamma.













