Üç haftalık aradan sonra Formula 1 sirkine geri dönüyoruz. Ağzından alev çıkaran aslanlar, burnunun üzerinde plastik topla dönüp duran yunuslar, kırmızıdan nefret eden boğalar; hepimiz hoş geldik. Alonso, Alguersuari ve de la Rosa’nın evi olan Asturias’ın sıkıcı pistindeki cuma antrenmanları bugün tamamlandı. Her ne kadar kesin bir resim ortaya koymamış olsa da, bugünkü iki seanstan çıkardığımız sonuca göre diyebiliriz ki; eğer yağmur yağmazsa, son 5 yıldır nasıl bir İspanya GP’si izlemişsek, pazar günü de öyle bir yarış izleyeceğiz, büyük bir ihtimalle de Red Bull’ların kanatları altında.
Formula 1 takımlarının fabrikalarının ve teknoloji merkezlerinin Avrupa’da olmasından dolayı, takımların, sezona ve yarışlara yaklaşımları bu sebeple farklılık gösteriyor. Avustralya’yla başlayan (bu yıl Bahreyn oldu ve sanırım bundan sonraki yıllarda da Bahreyn olacak) Avrupa ötesi sezon, son iki yıldır 4 yarışa çıkan düzeniyle İspanya’ya kadar neredeyse aralıksız bir hızda devam ediyor. Bu süreçte takımlar; her yarış sonrasında tırları, takım çalışanları ve lojistik malzemeleriyle Avrupa’ya dönüş yapmıyorlar. Araçlar ve yedek parçalar, fabrikaya uğramadan doğrudan, yarışılacak pistlere götürülüyor. Bu nedenle de araçlarda çok büyük oranda geliştirme yapılamıyor. Ancak, sezon öncesinde yapılan testlerde denenmiş parçalar ya da lojistik anlamda sorun çıkarmayacak küçük ölçekli parçalar getiriliyor. Bu nedenle Avrupa’ya hareketten önce yapılan bu yarışlarda oluşan sıralama ve yarışan araçların şasileri aşağı yukarı değişmez. Ve tüm takımlar da, bu düzeni bozmak için Avrupa’ya dönmeyi beklerler. Öyle ki Ferrari, domine ettiği 2002 ile 2006 yıllarında arasında, yeni sezona eski sezonun aracıyla başlar ve yeni sezon aracı üzerindeki gelişmelere daha çok yoğunlaşarak, Avrupa’ya dönüşte avantajını katmerleştirirdi. Tabii bunu yapabilmeniz için kuralların değişmemesi ve bir sezon önceki aracınızın da çok çok hızlı olması gerekir.
İşte Avrupa’ya dönüş bu anlamda bir Hıdırellez gibidir. Yenilikler, geliştirmeler ve kendi saha ve seyirci önünde olmanın getirdiği motivasyonla birlikte sıralamada (olmadı araçların arasındaki derece farklarında) rekabeti kutsayan değişmeler olur. Bu değişimler çok çok radikal olmasa da, sezonun ilerleyen haftaları için en azından bir ipucu verir. Örneğin McLaren, geçen yılın berbat aracını sürekli sürekli geliştirerek sezon sonunda (hattâ ortalarında) yarış kazanan bir makine hâline getirmişti. Bunun işaretlerini de, Avrupa’ya dönüşte çok net bir şekilde görmüştük. Gerçi McLaren, birkaç yarışta bir büyük geliştirme paketleri hazırlayan diğer takımların aksine her yarışa bir yenilikle gelmiş ve dolayısıyla bu “müthiş araç geliştirme başarısı” biraz da farklı bir yere oturmuştu.
Bu haftaki İspanya GP’si de önemli geliştirmelere sahne olacak. Ferrari, ilk kez tam sürüm olarak F-duct sistemini burada test etti ve büyük ihtimalle yarışta da kullanacak, dingil uzunluğunu artıran Mercedes yeni süspansiyon ve motor kapağı tasarımıyla yarışacak, Red Bull yeni bir ön kanat deniyor, Williams’ın tabanı değişti, Virgin deposunu büyüttü ve Lotus, aracın hızını 1,5 saniye geliştireceğini iddia ettiği bir dizi paketle buraya geldi. Bu değişiklikler içinde en radikal olanı Mercedes ve Virgin’in yaptıkları geliştirmeler. İçinde bulundukları rekabetçi grup itibariyle en sonda yer alan bu iki takım, araçlarını, diğer takımlara göre hem daha çok hem de radikal bir biçimde geliştirerek, hem biraz risk alıyorlar hem de gözlerin onlara çevrilmesine neden oluyorlar. Mercedes’te özellikle Schumacher’in nasıl bir hafta sonu geçireceği merak konusu. 3 haftalık arada birçok kişinin hakkında fikir ürettiği şampiyon, avcunun içi gibi bildiği İspanya’da en azından bu eleştirileri susturmak isteyecektir. Virgin’in, bu yarışa yetişen tek aracını kullanan Glock da, araçta var olan potansiyeli çıkarmakla uğraşacak.










