Sıralama turları başlamadan önce, pole pozisyonu savaşının Vettel ile Hamilton arasında geçeceğini düşünüyordum ancak Q1 ve Q2 tamamlandıktan sonra, pole’ü Hamilton’ın alacağına neredeyse kesin gözüyle bakmaya başladım. Webber, Vettel’den ve Hamilton da Button’dan oldukça büyük farkla hızlıydılar. Q2 ile Q3 arasındaki 10 dakikanın bu kadar farklı olacağını inanın pek kestiremedim. Vettel, Q3′ün son turlarında, yarış mühendisinin ve takım patronunun bile inanamadığı bir tur atarak, neden Schumacher’in tahtının veliahtı olarak gösterildiğini de bir anlamda ispatladı sanırım. Geçen yıl da hatırlarsanız, aracındaki bir problem nedeniyle sıralama turları seanslarında yalnızca birer hızlı tur atma şansı vardı ve o turların hepsinde de en hızlı zamanı atabilmişti. Formula 1 sürücülerinin niteliklerini belirleyen şey süratlariyse, bir diğeri de baskı altındayken isteneni verebilmeleri olmalı. Vettel, bu işi bugün cidden çok iyi başardı.
Hafta başında, pistin uzun düzlüğünün McLaren’e yarayacağını ve açıkçası sıralama turlarında, Hamilton’ın Çin performanslarını da düşündüğümüzde rakiplerini geçebileceklerini düşünüyordum. Red Bull’un, Avrupa yarışları öncesinde en hızlı araca sahip olması da, McLaren’e karşı çıkabilecek tek takımın, hattâ tek sürücünün Vettel olabileceğini düşündürmüştü bana. Vettel beni yanıltmadı ancak McLaren’le ilgili tahminimin çıkmamasına birkaç şey neden oldu.
Biri, McLaren’in F-duct sistemini Çin GP’sinde deneyen takımların birdenbire artması. Ferrari, Mercedes ve Williams, kendilerine özgü sistemleri bu yarışa getirdiler ve serbest antrenman turlarında bunun denemesini yaptılar. Ferrari, Alonso’nun cuma günkü ilk antrenman seansında yaşadığı motor arızası nedeniyle bu sistemini test edemedi, bu nedenle de sıralama turlarınad kullanamadı. Buna rağmen Mercedes, Schumacher’in yarış sonundaki açıklamasına bakılırsa, Rosberg’ün aracında bu sistemi kullanıyor. Schumacher, anlaşılan o ki kendi aracında bu sistemin yararlı olmadığını düşünerek sistemi kullanmamış. “Ama şimdi bakıyorum da, Rosberg’ün kararı doğruymuş sanırım,” diyen Schumi, sistemin aslında Mercedes’i ön sıralara taşımış olabileceğini belirtti. Williams’ın da sürat noktasında ilk iki sırada yer aldığnı söylersek, McLaren’in bu teknolojide artık yalnız olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz. Rosberg’ün, her iki McLaren’in önüne geçmesinde bunun rolü olabilir.
Diğer bir neden, Hamilton ve Button’ın Q3′te yeterince iyi bir zaman kaydedememeleri. Özellikle Hamilton, Q1 ve Q2′de çok çok iyi zamanlar atmasına rağmen, Q3′te aracın “kızaklama” (bottoming) sorunu yaşadığını söyledi. “Ben yapabileceğimin en iyisini yaptım, ama olmadı. Araç sürekli kayıyordu,” diyen Hamilton, sorun olarak aracı gösterirken, Button ise kendi derecesini lastiklere bağladı. Tur başlarken yeterince sıcak olmayan lastiklerin, tur sonunda da aşırı ısındığını dile getiren Button, aracının ıslak zemine göre ayarlanmasının, yarınki yarış için daha uygun olduğunu söyledi. McLaren’lerin, gridin diğer takımlarının aksine yağmur ayarı yaptıkları için geride olduklarını söylemek pek mümkün değil zira Hamilton’ın Q1′de attığı 1.34′lük derece, aracın yeterince hızlı olduğunu gösteriyor. Hamilton’ın Q3 derecesinin, bu dereceden ile daha yavaş olduğunu ve araçta, sıralama turları ile yarış arasında herhangi bir değişiklik yapılamayacağını söylersek (yağmur ayarı yapılmış ise, Q2′de de bu ayar geçerli olmalı Q3′te de, yarışta da), bu durumu Hamilton’ın yeterince hızlı olmamasıyla açıklayabiliriz. F-duct sisteminin de, McLaren’e, benim ve birçoklarının düşündüğü kadar yararlı olmadığını söyleyebiliriz. Uzun düzlüğün yer aldığı üçüncü sektörde, Red Bull’lar McLaren’lerden ortalama 0,2s daha hızlıydılar. Sürat noktasındaki farklara bakıldığında McLaren’in, Vettel’den yalnızca 1, Rosberg’den de yalnızca 3km/s daha hızlı olduğu görünüyor, buna rağmen Rosberg’e geçildiler.
Bu arada McLaren’lerin, pitten piste çıktıkları turlarda, viteslerinin âniden boşa geçme problemi yaşadıklarını not edelim. Bu sorunun sadece out-lap dediğimiz, pitten piste ilk ayak basılan turlarda olması ve diğer turlarda yaşanmaması ilginç. Hamilton’ın, 2007 yılında Brezilya GP’sinde başına gelen ve ona şampiyonluğa mâl olan bu sorunun, yarışta da kendini göstermesi olası. Dikkat.
Q1 ve Q2 zamanlarına bakıp da Vettel’in Q3′te pole pozisyonunu alabileceğini öngörmek gerçekten çok güçtü. Webber’in sürekli arkasında kalan ve tüm hafta sonu boyunca birinci sektörde yeterince hızlı olamayan Vettel’in, Q3′teki son şansında birinci sektördeki en hızlı turu kaydederek Webber’i geride bırakması, yalnızca bizi değil, yarış mühendisi ve takım patronunu da şaşırttı. Sıralama turlarının sonunda takım telsizinde, “Nasıl oldu da birinci sektörde o zamanı atabildin?” diyen kişi Vettel’in yarış mühendisiydi. Hemen ardından da Christian Horner, biraz da iğneleyici bir ifadeyle, “Sürüş yüksekliğini kim ne yapsın!” diyerek, birkaç haftadır devam eden tartışmanın ve çekincelerin, RB6 için aslında geçersiz olduğunu kanıtlamış oldu. Red Bull, iddia edildiği gibi süspansiyon ayarlarında yaptığı ayarlama sayesinde sıralama turlarında bu kadar hızlı olmuyor, RB6 aerodinamik olarak müthiş bir otomobil. Bunun başka bir açıklaması olamaz. 4 yarışın 4′ünde de pole pozisyonunu alan takımın, dayanıklılık sorunları olmasaydı şu anda her iki şampiyonayı da açık ara farkla önde götürmesi gerekiyordu. Bu her ne kadar biz izleyicile için iyi bir şey de olsa, diğer takımların İspanya’dan itibaren Red Bull’un formuna karşı bir adım atmaları gerekiyor. Yoksa, 2011 için çalışmaya erken başlayabilirler.
Vettel’e çıkardığımız şapkanın aynısını, Rosberg için de çıkarmak gerekiyor. Sürat olarak diğer üç takımın gerisinde de olsa (Bugün Norbert Haug, Mercedes’in 4. hızlı araç olduğunu ve Red Bull’dan 0,7s daha yavaş olduklarını söyledi), sıralama turunda inanılmaz bir performans göstererek McLaren’leri ve bir Ferrari’yi geride bıraktı. Vettel’in yalnızca 0,4s gerisinde olan Rosberg, takım içinde ağırlığını gittikçe hissettirmeye başlıyor. Schumacher’e karşı sıralama turlarında elde ettiği 4-0′lık skor, onun yalnızca hızlı bir pilot olmadığını, aynı zamanda istikrarlı ve manen kuvvetli olduğunu da gösteriyor. Aracı yeterince hızlı olmadığı halde onu ikinci cebe yerleştiren Rosberg, yarınki yarışın start ânında, önceki yarışlardaki hatalarını yapmaz ve yer kaybetmezse, başladığı yerde bitirecek ve Avrupa sezonu öncesinde, şampiyon adayları arasında en yavaş araca sahip olmasına rağmen oldukça önemli puanları toplamış olacak. Kendisi benim pek de sevdiğim bir pilot değil ancak bugünkü performansı karşısında çok çok etkilendiğimi söylemem gerekiyor. Schumacher’e karşı 0,7s fark atmak önemli.
Schumacher’in neden bu kadar geride kaldığını söylemek çok güç. Mercedes’in F-duct sisteminin, Rosberg’e 0,7s avantaj getirdiğini söylemek, taraftar körlüğü olur. Schumacher, hâlâ yeterince hızlı değil. Araç üstü kamerasından izlediğinizde göreceksiniz, hâlâ sınırları zorlayamıyor. Güvensiz, rahat değil. Rosberg’e sürekli olarak geçilmesi de onun moralini bozuyor olmalı. Sezonun ortasına doğru performansı nasıl olacak bilinmez, ama ne Schumacher’in ne de taraftarlarının onu bu şekilde görmesi hoş (Kendi adıma söyleyeyim, neredeyse acı duyuyorum).
Ferrari’ye baktığımızda durum ilginçleşiyor. Red Bull’dan sonra en hızlı araç olarak görünen scarlet takım, Alonso ile olması gerektiği yerdeyken, Massa ile olduğu iddia edilen yerin epey ötesinde bulunuyor. Buradan, Ferrari’nin aslında o kadar hızlı olmayıp Alonso’nun mu çok iyi iş çıkardığını okuyalım yoksa Massa’nın yeterince iyi olmadığını mı. Son üç yarış, bize son olasılığın daha güçlü olduğunu gösteriyor. Massa, Alonso ile arasındaki rekabette Alonso’ya karşı biraz mevzi kaybediyor gibi geliyor. Bir önceki yarışta, yağmur yağacağını düşünerek Alonso’yu çok geç pite sokan Ferrari, istemeden de olsa Massa’ya yardım etmişti. Avustralya’da da Alonso, Massa’nın arkasında kalarak kendini riske atmadı ki o yarışta da Massa’dan yeterince hızlıydı. Massa, 2011 sezonu için yerini garanti altına almak ve Kubica’nın Ferrari’ye geçeceği söylentilerine karşı pozisyon alabilmek için, Alonso’ya biraz daha yaklaşması gerekiyor. Özellikle bu hafta sonunun hiçbir ânında Alonso’ya karşı üstünlük kuramadı. Sıralama turlarında durum 3-1 Alonso’nun lehine.
İlk 10′un gediklisi hâline gelen Force India (aslında Sutil) ve Renault (aslında Kubica), onlardan beklenen performansı göstermeye devam ediyorlar. Her ikisi de takım arkadaşlarını geride bırakarak son iki yarıştır ilk 10′un boşta kalan ceplerini dolduruyorlar. Yarın büyük ihtimalle yağışlı geçecek yarışta, her ikisinin de önemli puanları toplaması çok olası. Barichello’nun, saniyenin yüzde otuzu bir farklı Q3′e kalamadığını ve takım arkadaşı Hülkenberg’i geride bıraktığını; Alguersuari’nin Buemi’yi geride bıraktığını; Kobayashi’nin de la Rosa’yı iki yarıştır üst üste geçtiğini; Lotus’un, bir kez daha Glock’un Virgin’ine geçildiği ve HRT’nin Bahreyn’de en hızlı araçla arasındaki 8 saniyelik farkın, bu yarışta 4 saniyeye düştüğünü belirterek, Çin GP sıralama turları yazımı noktalayayım.











