Geçen yıl beni çok etkileyen gelişmelerden birisi, Michael Schumacher’in, Felipe Massa’nın yerini alarak pistlere geri dönecek olmasıydı. Bu haber beni öylesine heyecanlandırmıştı ki, Schumacher’in dönüşünün gerçekleşmemesi, bir anda tüm Formula 1′e olan ilgimi yok etmişti. Şoktan çıkıp yavaş yavaş açılmaya başladığım anda da, Schumacher’in, bu kez Mercedes’le ama kesin olarak Formula 1′e döndüğü haberini almıştım. Yüzümdeki gülücüğün haddi hesabı yoktu. Roger Federer, Michael Jordan, Lionel Messi, Michael Schumacher, Steffi Graf vb. gibi efsaneleri, yıllar sonra arşiv görüntülerinden izlemekten ya da kitaplardan okumaktansa, onları kendi zamanları içinde izlemiş/izliyor olmanın keyfi çok büyük.
Schumacher ile aramdaki ilişki, her ne kadar Schumacher’in umrunda bile olmasa da, oldukça büyük. Yani ben kendisini, 1990′lı yılların başında Senna’ya kafa tutarken desteklemeye başladım ve 2006 Japonya GP’sinin o melun ânında gözlerim yaşla dolacak kadar bir bağla ona inanmayı hep sürdürdüm. Oğuz Atay, yaşadığı zaman süresince, okurlarıyla bu şekilde bir ilişki kuramamıştı; onu ancak öldükten sonra anlayabildiğimiz için, Atay’ı, kendi zamanında öyle sönük ve umutsuz bir şekilde bırakmıştık. Schumacher’in, bir insan olarak benimle kurduğu ilişki, bu açıdan benim için çok önemli. Ona güveniyorum. Ona her an, her şeyi yapabilecek bir makine gibi güveniyorum. Schumacher’in bu geri dönüş yolculuğunda en korktuğum şey de, ona karşı duyduğum bu güvenimin sarsılması. “Yoksa?” dememek için kendimi zor tutuyorum ve dememek için de büyük gayret sarf ediyorum.
Michael Schumacher, neredeyse 20 yıllık F1 kariyeri boyunca, daha önce üst üste üç yarış boyunca hem sıralama turları hem de yarışta takım arkadaşına geçilmemişti. Rosberg, bu anlamda tarihe geçti (Schumacher’i üst üste iki yarışta geçen sürücü sayısı da yalnızca 2: Rubens Barichello ve Felipe Massa; onlar da birer kez). Bahreyn’deki açılış yarışında Schumacher, sıralama turlarında Rosberg’in 0,3s gerisindeydi. Yarışı ise, Rosberg’in hemen arkasında, yalnızca 4 saniye geride bitirdi. Avustralya sıralama turlarında ise, aralarındaki fark 0,1s’ye düşüyordu. Hattâ start ânında Schumacher, Rosberg’den daha iyi kalkarak toplam üç sıra kazanmıştı, ancak Alonso ile çarpıştığı için ön kanadı hasar aldı ve yarışın büyük çoğunluğunda da Alguersuari’nin arkasında olduğu için gerçekte neler yapabileceğini gösteremedi. Bu yarış, açıkçası benim için oldukça ümit doluydu. Schumacher, Rosberg ile arasındaki farkı gittikçe kapattığını kanıtlıyordu ve Malezya da bu açıdan çok çok önemli bir gösterge olabilirdi…
…ama…
Schumacher’in, ona Yağmur Efendisi lakabını kazandıran yeteneklerini sergileyebileceği müthiş bir fırsat çıkmıştı karşısına. Sıralama turlarındaki yağmur, her zaman olduğu gibi, araçlar arasındaki hız farkını sıfırlayıp sürücülerin yeteneklerini ön plana çıkaran bir zemin sundu. Schumacher, Rosberg’den Q1′de 0,3s daha hızlı olunca, bir anda onu eski günlerinde görebileceğimizi düşündüm. Q2′nin başlarında da oldukça rekabetçi turlar atıp zaman ekranında mor renkte gördüğümüz Schumacher, nedense yine ve yeniden Rosberg’ün gerisine düştü ve Q3′e son anda kalabildi. Aslında Q2′de de tam bir resim ortaya çıkmadı çünkü pist tekrar ıslanmaya başladığında, Schumacher pite girip lastik değiştirmek zorunda kaldı ve pistin o en tatlı ânını böylece kaçırmış oldu. Q2′deki farkın da, buradan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Peki, sıralama turları bittiğinde, Rosberg ile Schumacher arasında oluşan 1,1s’lik farkı ne yapacağız? Yarışta yine yer kazansa da, bijon nedeniyle yarış dışı kalması, onu bir kez daha tam anlamıyla değerlendirememize neden oldu, ama sıralama turlarındaki bu fark önemli.
Schumacher’in üstünlüğünü göstermesini beklediğimiz hava ve pist şartlarında bu kadar geriye düşmesinin nedenlerini başka şeylerde arayabiliriz. Biliyoruz ki Schumacher, Rosberg’den 1 saniye daha yavaş değil. Öyle olsaydı, adına bile bakılmadan Mercedes’ten kapı dışarı edilirdi. O zaman sebep ne? Schumacher şöyle açıklıyor:
Yanılmıyorsam, Q2′de herkes aynı lastiklerle tur atarken ilk turumda en hızlı zamanı kaydettim. Yani, ıslak zemindeki yeteneğimden bir şey kaybetmemişim. Ancak, önceki deneyimlerime göre yağmur lastiğinin daha dayanıklı olması gerekiyordu. Ben de bu yüzden Q3′te önce bir garanti tur zamanı kaydedeyim, sonra ikinci turumda asıl zamanı kaydederim diye düşündüm. Ama lastikler ikinci turda neredeyse tamamen gitmişti ve bu sebeple daha yavaştım. Geçen bu üç yıl içinde çok şeyler değişmiş. Bridgestone, tek lastik sağlayıcısı olduğundan, artık lastiklerin özellikleri de farklı.
Schumacher’in en son yarıştığı sezonda, Formula 1′de iki lastik üreticisinin savaşı vardı: Michelin ve Bridgestone. Gridin büyük çoğunluğu Michelin kullanırken, Ferrari’ler Bridgestone kullanıyorlardı. Takımlar arasındaki savaşın yanı sıra lastik üreticileri arasındaki rekabet de öyle sıcaktı ki, lastiklerin dayanıklılığı o zamanlarda çok daha yüksekti. Hattâ 2005 yılını anımsayanlar, lastik değişiminin yasaklandığını ve tüm takımların, yarışı tek bir set lastikle bitirdiklerini hatırlayacaklardır (2005′te getirilen bu kuralın, 6 yıl boyunca gridi domine eden Ferrari’nin önünü kesmek için yapıldığı söylenir hep). 2006 yılında Schumacher’in F1′i bırakmasıyla birlikte Michelin de F1′den çekildi ve meydan Bridgestone’a kaldı. Ortada rekabet de olmayınca, lastikler, performans belirleyici birer ölçüt olmaktan çıktı. Bu da, lastik dayanıklılığının geçen 4 yıl boyunca farklılaştığı anlamına geliyor. Hattâ bu, FIA’nın özellikle istediği bir taktik de aynı zamanda. Lastiklerin daha az dayanıklı olması ve dolayısıyla pist üzerinde araçların, birbirilerini sollamaları olasılıklarının artırılması, sıkıcı F1 yarışlarını daha eğlenceli hâle getirmek için getirilen yapay değişikliklerden biri.
Schumacher’in, lastikler konusunda hatalı bir yargıya varmış olabileceğini zaten daha önce de tahmin etmiştik. Ben yine de bu duruma kuşkuyla yaklaşmıştım. Takımın, Schumacher’i bu konuda uyaracağını, en azından uyarması gerektiğini düşünmüştüm. Demek ki öyle olmamış. Ayrıca bu performans düşüklüğünü, Mercedes’in önden kayma problemi (understeer) yaşamasında bulan da var. Schumacher, kullandığı araçların tümünde, aracın önünün virajı net bir şekilde almasını ister. Ve bu sayede virajdan çıkışta, nevişahsınamünhasır tekniğiyle gaza doğrudan yüklenerek, onun imzası olmuş stilini piste yansıtabilir. Önden kayma yaşayan araçlarda bunu yapamazsınız, çünkü, tam tersine gazdan ayağınızı çekmeniz gerekir. Ferrari’nin 1 numaralı sürücüsü olması hasebiyle, Ferrari’nin tüm araçlarının Schumacher’in stiline uyacak şekilde tasarlandığı söylenmiştir hep. Gümüş Oklarda yaşadığı bu durumun, Ferrari’deki “ayrıcalığına” artık sahip olmaması olabilir mi, bilemiyorum. Bu yıl genişliği düşürülen ön lastikler de, Schumacher’in stiline pek yardımcı olmadı elbette. Ancak, iyi bir yarışçı her zaman iyi bir yarışçı olmalı ve stilini, koşullara göre ayarlayabilmelidir. Schumi’nin, bu dezavantajı çevirecek deneyimi var. Sağlık olsun. 1,1s’lik farkı, Schumacher’in yarıştığı zaman ile bu zaman arasındaki farka bağlayabiliriz. Bu en azından Schumacher’in taraftarları için 15 günlük iç rahatlığı anlamına geliyor. Michael Schumacher’in son F1 zaferini aldığı Çin GP’si haftaya koşulacak. Ve ben merakla, Schumacher ile Rosberg arasındaki savaşa odaklanacağım. Siz de bu arada, Schumacher’in bu efsanevi son zaferinden bir kuple izleyin isterseniz:











