tumblr analytics

Malezya GP: Red Bull’un duası

Yarışın yapıldığı saatte Malezya’da yağmur yağmaz olur mu, demiştik değil mi? Eh, sözümüzü geri almamız gerekiyor sanırım. BBC’de yarış öncesi programında Martin Brundle, pitte röporatjlar yaparken, Bernie Ecclestone’a “Yağmur bekliyor musun?” diye sordu ve yaşlı tilki de, 45 dakika sonra yağmurun geleceğini söyledi. Ancak, tüm hafta boyunca beklenen fırtınadan tek bir damla bile gelmedi ve bu yüzden de yarış, Bahreyn’a nazaran biraz daha keyifli olsa da, ön sıralarda oldukça durağan geçti. 2010 sezonunun, en azından ortalarına doğru geçerli olacak kuralı şu: Pist ıslak değilse ve araçlar hızları oranında sıralanmışlarsa, 1) yarışlar sıkıcı geçecek ve 2) efsane Lineker’in “Futbol, 90 dakika oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir spordur” aforizmasını yâd ederek sonunda mutlaka bir Red Bull kazanacak.

Yağmurun ihtimal dışı olduğunu aslında yarışın başında sanırım tüm takımlar biliyordu. Hangi turdaydı hatırlamıyorum, ama yarışın başlarında Hamilton ile McLaren arasında geçen telsiz konuşmasında, Hamilton, yağmurun ne zaman geleceğini sordu, yarış mühendisi de, yağmur beklemedikleri ve belki yarışın sonuna kadar da yağmayacağını söyledi. Yine de, hangi takımın yağmur ayarlarıyla pistte olduğunu bilmek isterdim. Hattâ hattâ, yağmur yağacağını düşünerek kumar oynayan ve aracına daha az yakıt koyan bir takım var mıydı, bunu bilmek de enteresan olurdu (Biliyorsunuz, Formula 1 araçları, güvenlik aracı ve yağmur gibi durumlarda normalde daha yavaş gittikleri için daha az yakıt tüketirler).

17, 19, 20 ve 21. sırada başlayan dört büyüklerden üçünün sert, Button’ın ise yumuşak lastikleri tercih ettiği start, Barichello’nun, motorunu boğması dışında olaysız geçti. Vettel, önce Rosberg’i sonra da virajın içine doğru atak yaparak Webber’i geçti ve ikinci virajda atak yememek için hemen iç kısma daldı. Arkada da Hamilton, start alır almaz içteki çizgiye yerleşirken, Button dış çizgiye kaydı. Yumuşak lastiklerle avantajlı olması gerekirdi ancak daha ilk tur tamamlanmadan hem Massa’ya hem de Hamilton’a geçildi. Alonso da çok iyi bir start alamadı ve hem Massa’nın hem de Hamilton’ın arkasında kaldı. Hamilton, 20. başladığı yarışta ilk tur sonunda 13. ‘üğe kadar çıkmıştı. Massa 21.’likten 14.’lüğe, Alonso 19. sıradan 16.’lığa yükselirken, Button da 17.’likten 15.’liğe çıkmış oldu. Ön sıradaki takımların neredeyse tümü -görebildiğim kadarıyla- yumuşak lastikleri tercih etti. Aslında bu biraz tuhaf çünkü ortak akıl, arka sıradan başlayıp atak yapacak olan takımların, start ânında ve ilk birkaç tur boyunca daha fazla yol tutuş sağladığı için yumuşak lastikleri kullanmalarını gerektiğini, ön sıradakilerin de, daha dayanıklı olan sert lastikleri takmalarını söylerken, Malezya’da bunun tam tersini gördük. Öyle ki Button, yarıştan sonra, yarışa yumuşak lastiklerle başlamanın hata olduğunu çünkü aşırı şekilde arkadan kayma yaşadığını söyledi. Zaten 9. turda da pite girip sert lastikleri takmak zorunda kalarak, 47 tur boyunca aynı set lastiklerle gitmesi gerekti.

Yarışın başında oluşan ilk 6, yarışın sonuna kadar böylece devam etti. Malezya GP’sini zevkli yapan bir şey varsa, o da, Ferrari ve McLaren’in arka sıralardan başlayıp öndeki araçları geçmek için hamle yapmaları oldu. Bunun dışında, pit stoplarda herhangi bir problem olmadığından ve hava da yağmurun bırakmaya elvermediğinden, bir Formula 1 atasözü hâline gelen “İlk virajı hangi sırada dönersen yarışı da o sırada bitirirsin” şiarı yine yarışın şeklini şemalini belirledi. Massa’nın, Button’ı iki kez geçmesi; Hamilton’ın Toro Rosso’larla girdiği müthiş mücadele; Alguarsuari’nin, geçen hafta ipuçlarını gördüğümüz agresif stilinin bu yarışta da kendini göstermesi; Hamilton’un, start düzlüğünde arkasındaki Petrov’u engellemek için yarış çizgisini tam dört kere değiştirmesi ve bunun için sadece uyarı alması (önümüzdeki haftalarda benzer olaylarla karşılaşmayız umarım. Hamilton, bu hareketi yüzünden kesinlikle cezalandırılmalıydı); Alonso’nun vites kutusu problemi yüzünden vites küçültmekte zorlanması ve tüm yarışı bu şekilde götürürken son turda Button’a yaptığı hamle ile motorunu iflas ettirmesi, ilk elden söylenebilecek şeyler. Aslında Alonso’nun motorunun patlaması bize ilginç birkaç şeyi de söylüyor. Cepteki yerini almak için pitten çıkan ancak 3. virajda motoru iflas eden de la Rosa, yarış esnasında mavi dumanlar saçarak kenara çeken ve yarışı terk eden Kobayashi ve nihayet Alonso’nun kullandığı motorun markası Ferrari. Yoğun nem ve sıcaklıkta Ferrari motorlarının soğutma problemi yaşadığını söyleyebiliriz. Bu sorun, geçen senelerde de vardı, hattâ bazen Ferrari, motoru soğutmak için performanstan ödün veriyordu (motoru havayla soğutursunuz, eğer daha fazla hava alacak bir düzen kurarsanız, aracınızdaki hava sürtünmesini artırır, böylece hızınızı düşürürsünüz). Ayrıca, Massa Button’ın arkasındayken, yarış mühendisi Rob Smedley, Massa’ya “Button’ı geçeceğin zaman, bu motor devrinde sollama ayarlarını kullan,” talimatını vermişti. Alonso’nun motorunun, tam da Button’ı geçmeye çalışırken patlaması, Alonso’nun da böyle bir ayar kullanıp kullanmadığını merak ettirdi bana. Yarışın son turunda, ısı ve nem stresine dayanmaya çalışan motor zorlanmış olabilir. Alonso’nun, vites küçültme sorunu yaşaması da, motorda harareti artırmış olabilir. Yarışın sonunda Alonso, formasyon turunda vites kutusunda problem yaşadığını ve şanzıman arızası yaşadığını söyledi. Böyle olunca, viraja girmeden önce vitesi düşürmesi ve dişlinin yerine oturması için de hemen gaza yüklenmesi gerekiyormuş. “Hayatımın en zor yarışı,” dediği yarışı 2 puanla bitirecekken hiç puan alamadı, ama aldığı yara o kadar da büyük değil. Şampiyonada, Massa’nın 2 puan gerisinde Vettel ile ikinciliği paylaşıyor.

Bu arada, Rob Smedley’in bahsettiği “sollama ayarı” ön kanatta yapılan kanatçık derecesi ayarı olabilir. Geçen yarıştan aldığım görüntü:

Burada Alonso, Barichello’yu geçerken, geçiş süresince sol baş parmağıyla direksiyonun sol üstündeki bir tuşa basıyor. Geçtikten sonra da tuştan elini çekiyor. F10′un direksiyonunun kaliteli bir fotoğrafını aradım ancak bulamadım. Autosport forumundan birisi, bana bir fotoğraf gönderdi ancak bu da bana tam sağlıklı değilmiş gibi geldi. Bu fotoğrafa göre Alonso’nun bastığı tuş, ön kanat açısının ayarlanmasını sağlayan tuş. Alonso bu sayede, öndeki araçtan gelen türbülansı azaltarak, hava akımını, düzlük hızını artıracak şekilde iyileştiriyor olabilir. Geçişi yaptıktan sonra da kanatçık açısını tekrar eski hâline getiriyordur. Bir diğer teori de, o tuşun, aracın yakıt tüketim değerini ve motor devrini maksimuma çıkarak, geçiş sırasında hız avantajı sağlamak. F10 direksiyonunu açıklayıcı bir fotoğrafını bulamadan, bu durumu çözemeyeceğim sanırım. Kanat açısı, yarış sırasında en fazla iki kez değiştirilebiliyor. Alonso’nun, Barichello’yu geçmeden hemen önceki virajda da bu tuşu kullandı, dolayısıyla, fotoğraftakinin söylediği gibi, bu tuş, kanat açısını ayarlayan tuş olabilir.

Schumacher, iyi bir yarış çıkaracak izlenimi verirken, bijon sorunu nedeniyle yarış dışı kaldı. Kubica’nın, müthiş bir performans gösterdiğini; Hülkenberg ve Alguarsuari’nin ilk puanlarını aldıklarını; Rosberg’in pit-stopunun yarışın en hızlı pit-stopu olduğunu; Virgin’in, yakıt deposunun küçük olmasına ve yakıt tasarrufu yaparak turlar atmasına rağmen Lotus ve HRC’nin önünde bitirmesi; HRC’nin, iki sürücüsüyle birlikte yarış sonlandırabilmesi kayde değer gelişmeler. Bahsedilmesi gereken bir diğer konu da, Mercedes motorlu araçları geçmenin, Mercedes motoru taşıyan araçlar için bile çok çok zor olması. Bu nedenle, Massa’nın Button’ı geçmesini alkışlamak gerekir. Her ne kadar Button’ın lastikleri, Massa’nınkilere göre bitmiş durumda olsa da, McLaren’in F-duct sistemi ile birleşen Mercedes motoru, arkadasındaki araçların, bu araçları takip etmelerini çok zorlaştırıyor. Bunu, Lewis Hamilton ile Adrian Sutil arasındaki mücadelede de görebilirsiniz. Force India’nın aero anlamında oldukça verimli olan şasisi, Mercedes motoru ve McLaren menşeli yürüyen aksamı ile birleşince, oraya kadar ok gibi gelen Hamilton’ın hızını bir anda kesiverdi. Yarış sırasında, Mercedes motorlu bir aracı geçmek gerçekten birinci sınıf bir pilotaj istiyor. Açıkçası Massa beni şaşırttı. Geçebileceğine pek ihtimal vermiyordum, ama iyi iş çıkardı. Yarış mühendisi de, duygularını gizlemekte pek sakınca görmedi “Çok güzeeel, aferin oğlum.” Geçen sene de hatırlayacaksınız “Felipe bebeğim, sakin ol!” vakasını yaşamıştık.

Şampiyonada gerçekten çok ilginç bir durum var. Massa 39 puanla lider, Vettel ile Alonso 37′şer puanla 2. ve 3. sıradalar. 7. sıradaki Kubica, liderden yalnızca 9 puan geride ve değişen puan sistemiyle birlikte bu farklara fark demek bile gereksiz. Müthiş bir çekişme var. Takımlar sıralamasında da beklendiği gibi Ferrari (76), McLaren (66), Red Bull (61) ve Mercedes (44) sıralaması oluştu. Ferrari ve McLaren, en hızlı araca sahip olmadıkları bu üç yarışta Red Bull’dan bu kadar puan çalmakla oldukça başarılı bir iş çıkardılar. Gerçi Red Bull’un şu anda açık ara daha hızlı bir aracı olduğunu biliyoruz, ama bu, daha iyi bir takım olma anlamına gelmiyor. Avrupa’ya dönüldüğünde, büyük takımların, Red Bull’un hızına erişeceğini söyleyebiliriz. Hem Vettel hem de Red Bull, sezon sonunda, ilk iki yarıştaki puanları çok arayabilirler.

Yazar hakkında
1981 Ankara doğumlu. Çevirmen.
Yorum gir

Lütfen adınızı girin

Gerekli

Kullandığınız bir e-posta adresi girin

Gerekli

Lütfen iletinizi yazın

efBir © 2012 Hiçbir hakkı saklı değildir

Tasarım: WPSHOWER

Destek: Khodr