Yağmur, yalnızca toprağa bereket getirmiyor. Sıkıcı Bahreyn’den sonra yürüyen ölü durumuna gelen ve aslında bu halinden hâlâ pek de uzak olmayan hasta adam Formula 1′e bir kurtarıcı el uzatan yağmur, bu hafta sonuna da benzer bir bolluk ve yoğunluklu bir savaş getirdi. Sıralama turlarından sonra “Sıkıcı yarış olsun benim olsun,” marşını diline dolayan Vettel’in, bu heyecanlı yarışta bitişi görememesi kaderin kahpe bir cilvesi midir bilemiyorum, ama uzun zamandır izlediğim en zevkli yarış olan Avustralya GP’sinin, Vettel’in dileğindeki gibi sıkıcı bir kısır döngüye dönüşmemesinden çok çok mutluyum.
Yarışın hemen hemen her turu için söylenecek bir şeyler var. O yüzden lafı çok uzatmadan, söylenmesi elzem olan asıl ve mühim meselelerden bahsedeyim.
Startın verilmesinden birkaç dakika önce başlayan yağmurla birlikte tüm takımların hiç risk almadan hafif yağmur lastiğini takmaları, bir anda lastik stratejilerini de yerle bir etmiş oldu. Biliyorsunuz, yarış esnasında iki farklı lastik türünün de kullanılması gerekiyor. Ancak yağmur lastiklerine geçildiği anda, bu kural artık geçersiz oluyor. Dolayısıyla, tüm takımlar hafif yağmur lastiklerini taktıkları için, artık lastik konusunda boyunlarında bir demokles kılıcı hissetmiyorlardı. Bu da, ilk 10′un dışında kalıp istedikleri lastiği seçerek ilk 10′dakilere göre avantaj yakalamak isteyenlerin planlarını suya düşürmüş olabilir. Tabii bunu asla öğrenemeyeceğiz çünkü görece daha az dayanıklı olduğu tahmin edilen yumuşak lastikler 50 tur atabilmişse, sert lastiklerle sabaha kadar yarışırlardı sanırım.
Start, yarışın kaderini belirleyen an oldu. Çekiş kontrolünün kaldırılmasıyla, özellikle ıslak zeminde kalkış yapmak, tamamen sürücünün yeteneğine ve içgüdüsüne kalıyor. Frene abanırsanız arka lastiklerde wheel spin (patinaj) yaşama tehlikeniz var. Hamilton, Alonso, Webber ve Rosberg’ün başına gelenler de buydu. Vettel, Massa, Schumacher ve Kubica ise çok iyi start alarak, bu saydığım sürücülerin hepsini start ânında geçmeyi başardılar. Özellikle Schumacher’in, ilk viraja gelindiğinde, gridde arkasında yer aldığı takım arkadaşının neredeyse 50 metre önünde olması dikkat çekici. İlk virajdaki o kaza olmasaydı, Schumacher yarışta çok daha farklı bir etki bırakabilirdi ve ben de, toplamda neredeyse 30 tur boyunca Alguersuari’nin arkasında takılı kalan eski şampiyona bu kadar üzülmezdim.
İlk viraja dezavantajla gelen Alonso, ne yazık ki içeriye dalan Button’ı görmeyince, zincirleme bir yarış kazasını da başlatmış oldu. Button’la yaptığı temas sonucu spin atan Alonso, tam o sırada yanında olan Schumacher’e çarpınca onu da spin attırdı. İlginç olan şu ki; Schumacher spin atmaya başladığı sırada, kendisinden daha hızlı spin atan Alonso’ya bir kez daha çarparak spinini kurtarmış oldu ve bu sayede çimlere çıkıp ilerleyebildi. Ne yazık ki ön kanadı hasar aldığı için pite girdi ve bir daha da toparlayamadı. Ciddi anlamda, Schumacher’in yarışta bıraktığı etki ilk ve son tur dışında neredeyse hiç hissedilmedi: Start ânındaki çok iyi çıkışı ve yarışın son turunda da de la Rosa’yı geçmesi. O kadar. Şampiyon, kendini bir süre daha özletecek gibi.
Startın hemen ardından, Kobayashi’nin kazasıyla piste güvenlik aracının girmesi, aslında Alonso ve Scumacher’in işine yaradı. Attığı spin sonucu son sıraya düşen Alonso, güvenlik aracı olmasaydı, liderden çok daha fazla fark yiyecek ve bu kadar çabuk toparlayamayacaktı. Grubun birbirine iyice yaklaşması, güvenlik aracının çıkmasından sonra Alonso’nun, sollamalarının başlayacağı anlamına geliyordu. Pit stop sağanağının başlamasından önceki üç turda üç kişiyi geçen Alonso, o sıralardaki en hızlı turu da atıyordu. Ancak, Alonso’nun bu atağını kesen ve tüm takımları alarma geçiren olay ise, yarışın ön tarafında yaşanıyordu.
Yeniden verilen startın ardından lastiklerini çok daha iyi ısıtmayı başaran Hamilton, Button’ın arkasına yapışmıştı. Güvenlik aracının pistten çıkmasından daha bir tur bile geçmemişti ki, Button Hamilton’a geçildi ve o sırada kumar gibi görülen bir hamle yapıp pite daldı. Ben açıkçası ilk başta Button’ın aracında bir problem olduğunu düşündüm. Kuru zemin lastiklerine bu kadar çabuk geçebileceğine ihtimal vermiyordum, ama Button, yumuşak lastikleri taktı ve piste geri döndü. 3. virajda yaptığı hatayı görünce, Button’ın işinin bittiğini düşündüm ve hemen pistin diğer bölümlerine odaklanmaya başladım. Schumacher, di Grassi’yi geçmişti ama sonraki virajda önden kayma yaşayınca bu kez de di Grassi’ye geçilmişti. Sanırım, Schumacher için yarışın en utanç verici anlarından birisi de, Virgin araçlarından birine geçilmesiydi. Bunu gerçekten anlayamadım.
Ancak tam o sırada, zaman ekranlarında Button’ın ikinci ve üçüncü sektörde morlaştığını görünce, işin renginin değişeceğini fark ettim. Bunu gören diğer takımlar da derhal pite akarak lastikleri takma gereği duydular çünkü 1 tur bile geç kalsalar felaketleri olurdu. Nitekim, Red Bull pilotları için böyle oldu. Ya, daha çok yağmur geleceğini düşündükleri için (ki Button, kuru zemin lastikleriyle 3. virajda yoldan çıkarken telsizle Vettel’e söylenen şey buydu) ya da önde olmanın verdiği dezavantajla (rakiplerinin ne yaptıklarını göremedikleri için) Button’a nazaran Vettel’i 2 tur, Webber’i de 4 put sonra pite alabildiler. Bunun sonucunda, pite girip kuru zemin lastikleri almadan önce 6. olan Button, 2.’liğe (eğer 3. virajda yol dışına çıkmasaydı 1.’liğe), Webber de pit stoplar sonrasında 6.’lığa geçti. Red Bull’un stratejik hatası ve Button’ın cesaretle karışık kumarı, iki sürücünün yer değiştirmesine neden olmuş oldu.
Pit stoplar sırasında Kubica da öne geçince, ortaya şöyle bir tablo çıktı: 1. Vettel, 2. Button, 3. Kubica, 4. Rosberg, 5. Massa, 6. Webber ve 7. Hamilton. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta şu. Bahsettiğim sıralama 11. turda oluştu ve o anda yarışın bitmesine 47 tur vardı. Yarış bittiğinde oluşan sıralama: 1. Button, 2. Kubica, 3. Massa, 4. Alonso, 5. Rosberg, 6. Hamilton ve 7. Liuzzi. İlk 7 sürücünün stratejilerini incelediğimizde, pist üzerindeki konumun, ne kadar değerli olduğunu anlayabiliyoruz. 11. turdaki yerlerini kaybeden sürücüler, ikinci pit stopu yapıp yeni lastik alan sürücüler. Diğerleri, yumuşak lastiklerle 50 tur atarken, bu sürücüler -nedendir bilinmez- ikinci pit stopa gerek duydular. Yarış sırasında Hamilton’ın, Alonso’yu geçmeye çalıştığı son turlarda telsizden “Beyler beni neden pite çağırdınız?” diye sorması da işte bu nedenle çok haklı bir durum.
Hamilton’ın, lastiklerini Button’a göre çok daha aşındırdığını söylemek mümkün ancak yarıştan sonra yapılan basın toplantısında, Kubica, tam arkasına geldiği sırada Hamilton’ın çok çok hızlı olduğunu, lastiklerinin kendininkinden çok daha iyi durumda olduğunu ve pite neden girdiğini anlayamadığını söyledi. Girmeseydi büyük bir ihtimalle beni geçip Button’ın peşine düşecekti, dedi. Şimdi bu noktada, Hamilton’ın, yarışın en başında giriştiği mücadeleler nedeniyle lastiklerinin bittiği ve McLaren’in de bunun üzerine Lewis’i pite çağırdığını söyleyebiliriz, ancak Hamilton, yarıştan sonra, Kubica’nın arkasındayken lastiklerinin iyi durumda olduğunu söyledi. Hattâ işin çok da ironik bir yanı var. McLaren kenar ekibi, Hamilton’ı pite çağırmalarına gerekçe olarak, Schumacher’in, ikinci pit stopundan sonra zamanlarının çok iyi olduğunu gösterdi. Ancak Schumacher, yeni lastiklerle bile o kadar hızlı değildi. Öyle ki, Hamilton pite girmeye hazırlandığı sırada Button, eskimiş(!) lastikleriyle o âna kadarki yarışın en hızlı turunu atıyordu. Button’ın, lastiklerine neredeyse bebeği gibi baktığını, geçen yılki Monaco GP’sinden beri biliyoruz. Hamilton’ın da, Türkiye ve Macaristan GP’lerinden bildiğimiz kadarıyla lastiklerine karşı haşin olduğu da aşikâr. Ancak bu yarıştaki durum pek böyle değildi. McLaren, lastik tercihi konusunda Red Bull ile birlikte çok önemli bir hata yaptı ve olası bir 1-2′yi çöpe atmış oldu. Hamilton’a takım telsizinde “Alonso’ya yaklaşıyorsun, böyle devam et,” dendiğinde, Hamilton’ın tepki olarak “Nasıl yani, onlar pite girmeyecek mi?” diye sorması, Hamilton için çok hüzünlü olmuş olmalı. Bu kez ben de üzüldüm çünkü pit üzerinde, Rosberg’e yaptığı geçişi yapabilecek başka bir yiğit var mı bilemiyorum. Tıpkı Alonso’nun, 2005 Japonya GP’sinde Shumacher’i 130R virajında geçmesi gibi (hatırlamak istemem, ama bu mükemmel geçişi yine de hatırlatmak isterim), Rosberg’ü müthiş bir hamleyle geçti.
Yarışı bu denli eğlenceli ve çekişmeli hale getiren şeyin, yağmurun, pist üzerindeki kauçuğu silip süpürmesi ve dolayısıyla bütün yol tutuşun gitmiş olması olduğunu unutmamak gerekiyor. Yarışın son 30 turunda, pist yeterince kauçuğu yediğinde ve araçlar piste daha iyi tutunduklarında, geçişlerin ne kadar azaldığı, hattâ, 45 tur boyunca aynı lastiklerle giden araca 2 saniye hızla yaklaşan Hamilton’ın, 5 tur boyunca o aracı geçememesi, hattâ hattâ lastiklerini bile berbat etmiş olması, Formula 1′in hâlâ sorunlu olduğunu gösteriyor. Araçlar hâlâ birbirlerini takip etmekte zorlanıyorlar. Bir aracın, diğerini geçebilmesi için, aralarındaki hız farkının 2 saniyeden fazla olması gerekiyor ki hava koridoruna girip geçiş hamlesi yapabilsin. Aksi takdirde, öndeki pilotun hata yapmasını beklemek gerekiyor.
Benim için bu yarışta önemli olan iki husus var. Bunlardan biri Hamilton ve Alonso (Button’ı da katabiliriz) cephesi, diğeri de Massa cephesi. Bir taraf, yalnızca tur atmakla kalmayıp yarış içinde hem kendi stratejilerini hem de başkalarının stratejilerini takip ediyor, bir taraf, viraja giriş çıkışlarda nerede frene basacağını nerede gaza yükleneceğini yarış mühendisinden öğreniyor. Hızlı olmak elbette önemli. Massa elbette hızlı, ama tam anlamıyla bir F1 pilotu olup olmadığından emin değilim. Alonso ve Hamilton’ın yaptığı gibi atak yapamıyor, savunduğu çizgiyi çok çabuk terk ediyor, tıpkı Webber gibi bazen gerçekten pislik gibi davranabiliyor (Webber onu geçmeye çalışırken, 200km süratla arkasından gelen araca zigzag yapmak pek akıl kârı ve dürüst bir hareket değildi). Rob Smedley ile çok iyi anlaştıkları belli, ama bir yarışçının, mühendisinden, sürüş tekniğiyle ilgili tavsiye almasını pek kabul edemiyorum. Edemeyeceğim de.
Bu yarış, elbette müthiş bir yarıştı ancak tek bir seferlik bir atıştan ibaret olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Barutun, önümüzdeki hafta sonu Malezya’da da atıp atmayacağından emin değilim. Yağmur yağarsa, yine her şey güllük gülistanlık olur, ancak kuru hava şartlarında, Bahreyn’den farklı bir yarış göreceğimizi sanmıyorum.
Sizlere, yarışla ilgili kısa bir anket yaparak veda edeyim. Bundan sonraki yarışlar için de bunu yapmayı planlıyorum. Siz de katılmak isterseniz, buyurun:
En iyi takım(lar)
- Ferrari - stratejilerini tutturdukları ve Massa’ya, Alonso’nun onu geçmesi gerektiğini söylemedikleri için (zira Alonso, tüm yarış boyunca Massa’dan hızlıydı ve onun arkasında takılı kalarak Kubica’ya atak yapma olasılığını kaybetti)
- Renault – stratejilerini tutturdukları, fırsatı kaçırmadıkları, ve dayanıklı ve geliştirilmeye açık bir araca sahip oldukları için
En kötü takım(lar)
- Red Bull – strateji ve dayanıklılık anlamında çok kötü işler yaptıkları için
En iyi sürücü(ler)
- Button - lastiklerini mükemmel idare ettiği ve 6. turda verdiği cesur karar için
- Alonso - 22. sıraya düştüğü yarışta 4.’lüğe ulaştığı ve lastikleri tamamen bitmiş olsa da Hamilton’ın atağını çok iyi şekilde savunduğu için
- Hamilton - cesur atakları ve strateji konusunda takımına yarış sırasında haklı şekilde yaptığı serzeniş için
- Kubica – önünde ve arkasındaki araçlardan daha yavaş bir araca sahip olmasına rağmen müthiş bir iş çıkardığı, Hamilton’a ve Massa’ya direndiği için
En kötü sürücü(ler)
- Massa - sürekli hata yapıp yer kaybettiği, Webber’e zigzag yapıp onun ve kendisinin hayatını tehlikeye attığı, savunma ve atak yapamadığı için
- Schumacher -yaklaşık 30 tur boyunca Alguersuari’nin ardında takılı kaldığı, di Grassi’yi geçtiği halde ona tekrar geçilebildiği ve Alguarsuari’yi, ancak İspanyol çocuk hata yapıp arkadan kayma yaşadığından geçebildiği ve beni hayal kırıklığına uğrattığı için
- Webber - atak olmakla deli olmayı karıştırdığı, sakin olamadığı için
En ilginç an(lar)
- Vettel’in yarış dışı kaldığı an
- di Grassi’nin Schumacher’i geçtiği an
- Alonso’nun, telsizde ona “Hamilton 3,5 saniye arkanda,” diyen mühendisine “Bilmek istemiyorum,” dediği an
- Hamilton’ın, artık son turlarda Alonso’yu geçmeye çalışırken takım telsizinden “Beyler beni niye pite çağırdınız ki?” dediği an
- Massa’nın, yarış mühendisinden, virajı nasıl dönmesi gerektiğine dair talimat aldığı an
En iyi geçiş(ler)
- Hamilton’ın Rosberg’ü geçmesi
En büyük sürpriz(ler)
- Vettel’in yarışı bitirememesi
- Schumacher’in Alguersuari’yi bir türlü geçememesi
- Yumuşak lastiklerin 50 tur dayanabilmesi










